Kayıtlar

Çanakkale etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Çanakkale'de

Çanakkale'de   Karanlık gecenin, soğuk ayazında, Silaha sarılan neferler vardı. Çatlak dudaklarla, sabah namazında, Allah’a yükselen dualar vardı.   Yârin cemalini seyre doymadan, Doğacak çocuğunu bile görmeden, Sabah vaktinde, güneş doğmadan, Cephenin yolunu tutanlar vardı.   Vatan, millet deyip öne atılan, Şehit atasının yerini alan, ‘Allah, Allah’ deyip, korkular salan, Henüz on beşinde aslanlar vardı.   Ulu Rahman’a kurban adanan, Sıladan, cepheye düğünle giden, Hakk’a kurban diye kına çalınan, Şahin gibi bakan Hasan’lar vardı.   Çakal, Türk yurdunu mesken tutunca, Anadolu toprağını, malı sayınca, Söz konusu vatan, millet olunca, Kurt misali dağlar aşanlar vardı.   Düşman donanması topa tutarken, Savaş tayyaresi çivi saçarken, Nefer şehit olup, mevzi düşerken, Sapasağlam duran imanlar vardı.   Cephane patlamış, mühimmat azalmış, Düşmanlar şahlanmış, mevziye dalmış, Elli tane nefer, pusuya durmuş, Cesur yüreklerle, süngüler vardı.   Sabah kahva...

Bu Memleket Nasıl Kazanıldı?

Resim
  Bu Memleket Nasıl Kazanıldı? Çanakkale'de Cephede Ramazan Bazı resimler insana ders verir. Tıpkı bu resim gibi. Sahurda ne yesek diye düşünürken bunu gördüm. Çanakkale'de Cephede Ramazan "Bir asker cepheden kızına mektup yazıyor ve diyor ki; “Benim güzel kızım, Bu gün Temmuz 14, Ramazan’ın ikinci günü. Şeyhülislam oruç tutmayabilirsiniz diye fetva yayınladı. Ama benim içim rahat etmedi. Oruca niyetlendim. Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum. Onlarla sahur ettim. Gündüzü yeni siperler kazdık. Hiç susamadım. Taarruz arttı. Kafamızı çıkaramadık. Akşam olunca bir asker ezan okudu. Siperin içinde matara elden ele dolaştı. Herkes orucunu su ile açtı. Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum. Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş. Matara en son bana geldi. Geldi ama ben kendimden utandım. Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar. Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi ma...

Çanakkale Ruhu

  Çanakkale Ruhu Çanakkale Şehitliği’ni gezip de gözyaşlarıyla toprağı sulamayan insan yoktur. Çünkü ağlamamak imkânsız. Kazanılması imkânsız görülen bir savaşın zaferle sonuçlanması gibidir burada dökülen gözyaşları. O an acı çekmez insan; kıyılır, hüzünlenir, susar ama hissettiği şey acı değildir. Biraz gurur, biraz minnet, biraz şükran, biraz aidiyet ve çokça huzur hisseder. Oracıkta uzanıp kalmak, o toprağa karışmak ister. Kilometrelerce yürür de yorulmaz. Bastığı her yer kutsaldır, çiğnemekten korkup kanatlanmak ister. Şehitlikler geçildikçe bölük bölük askerler ayaktaymış gibi gelir ve dünyanın en güvenli yerindeymişsin gibi şenlenirsin zaman zaman. Sırtını dayadığın bir ağaç, ayaklarına dolanan bir çalılık, avucunda ufaladığın bir avuç toprak ete kemiğe bürünür. Engebeli arazide önüne bakmadan yürümen imkânsızdır. Bir tümsekten bir çukura her adımda ayağının altındaki zeminin yapısı değişir. Ayağına dikenler battığında küçük bir “ah!” çıkar ağzından ve utanırsın. Ayağınd...

Çanakkale Geçilmez…

  Çanakkale Geçilmez…   Nuriye Akyol   ÇANAKKALE GEÇİLMEZ, geçmek kimin haddine, Düşmanları denize döktüğümüz gün bugün... İslam surlarında gedik açmak kimin haddine; Dikenleri bağrımızdan söktüğümüz gün bugün, İstikbalimize ışık yaktığımız gün bugün...   Biz ölürüz de girmeyiz küffarın sultasına, Allah’ın yardımı ile son verdik saltasına, İslam’ın sancağını çarmıhın ortasına; Allah Allah nidasıyla çaktığımız gün bugün, Düşmanların imiğini sıktığımız gün bugün...   Evliyalar ve şehitler, melekler bile burada, O besmelesiz şeytanlar ayak basamaz yurda, Ölmek var, ama dönmek yok, Türklüğün fıtratında; Kurtuluş meşalesini yaktığımız gün bugün, Bir millet olarak şaha, kalktığımız gün bugün...   Seyit Onbaşılar gibi, gücü yetene kadar, Aç ve susuz çarpıştılar, nefes bitene kadar, Yorulmak yok, dönmek asla, kabre yatana kadar; Düşmanların mezarını kazdığımız gün bugün, Çanakkale destanını yazdığımız gün bugün......

106 Sene Evvel Çanakkale Siperlerinden Ramazan-ı Şerife Dair Bir Mektup

Resim
106 Sene Evvel Çanakkale Siperlerinden Ramazan-ı Şerife Dair Bir Mektup   “Benim güzel kızım, Bu gün Temmuz 14, Ramazan’ın ikinci günü.   Şeyhülislam oruç tutmayabilirsiniz diye fetva yayınlamış,   Ama benim içim rahat etmedi. Oruca niyetlendim.              Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum.   Onlarla sahur ettim.   Gündüzü yeni siperler kazdık. Hiç susamadım. Taarruz arttı. Kafamızı çıkaramadık.              Akşam olunca bir asker ezan okudu.   Siperin içinde matara elden ele dolaştı.              Herkes orucunu su ile açtı.   Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum.   Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş.              Matara en son bana geldi.   Geldi a...

Çanakkale Savaşında 64 Yıl Sonra Köyüne Gelen Gazi (Gerçek ve Çok Acıklı Bir Savaş Hikâyesi)

Resim
  Çanakkale Savaşında 64 Yıl Sonra Köyüne Gelen Gazi (Gerçek ve Çok Acıklı Bir Savaş Hikâyesi) “… Rahmetli Seyit İlşekerci’nin eczanesinde oturuyordum. İçeri genç bir karı-koca girdi. Bana: “- Hocam, sizi televizyonlardan tanıyoruz. Bizim dedelerimiz de Çanakkale’de kalmışlar. Dönmemişler. Bir sorumuz var. Çanakkale Savaşları’na katılıp da en son gelen kaç tarihinde geldi?” diye sordular. Ben: “- Kayıtlara göre en son 1952’de iki kişi dönmüş. Biri Burdur’a, diğeri Zonguldak’a dönmüşler.” dedim. Yanımda oturan Üçpınar köyünden Remzi isimli arkadaş atıldı: “- Hocam, o da bir şey mi? Bizim köye tam 64 yıl sonra biri çıktı geldi.” Ben çakı bulmuş çocuk gibi sevinerek atıldım: “- Nasıl oldu? Anlat bakalım.” 1978 yılında Balıkesir İstasyonunda elinde bir torba, garip kıyafetli yaşlı bir ihtiyar iner. İstasyon önündeki taksilerden birine sorar:             “- Oğlum, beni Üçpınar köyüne götürü müsün? “- Götüre...

Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder!

Sizin Çanakkale'niz on Hiroşima eder! Dönemin Başbakanı Turgut Özal zamanında gerçekleşmiş bir olay şöyle anlatılır: Japon eğitim uzmanları gelmiş ve ülkemizin eğitim sistemini incelemiş, Sayın Özal'ın bürokratlarının da hazır bulunduğu bir ortamda raporlarını sunmuş ve sonuç olarak şunu söylemişlerdi: “- Sizin eğitim sisteminizde milli ruh yok!” Turgut Özal'ın “- Nasıl?” sorusu üzerine şunu anlatmışlardı: “- Biz Japonya'da okula başlayacak çocuklarımıza milli ruh şoklaması yaparız. Onları önce toplu halde hızlı trenlere bindirir, dev fabrikalarımızı, teknoloji merkezlerimizi gezdirir ülkemizin gücünü gösteririz. Sonra da bu yavrularımızı alır Hiroşima ve Nagazaki'ye götürür, orada atom bombası atılan ve yıllardır ot dahi bitmeyen alanları gösterir deriz ki: Eğer siz çalışmaz, bilinçlenmez ve az önce gördüğünüz teknolojiye sahip olmak için çalışmazsanız sonunuz böyle olur.” Bürokratlardan biri atılır: “- Ama bizim Hiroşima'mız yok ki!” Japo...