Kayıtlar

ey etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sanma Bu Köhne Sarâyı Ey Gönül Dâr-ı Karâr

Sanma Bu Köhne Sarâyı Ey Gönül Dâr-ı Karâr   Sanma bu köhne sarâyı ey gönül dâr-ı karâr, Gece gündüz sa‘y edüben bulagör bir bâkî yâr.   “Küllü şey’in hâlikün” sırrını cânâ zevk edüp, Ol vecihten kıldı ‘ârif cânı cânâna nisâr.   Nakd-i câna gevher-i bâkîyi eyle iştirâ, ‘Aşk-ı ma‘şûku edegör cân-ı dilden ihtiyâr.   Verd-i bî-hemtâ içündür ‘andelîbin nâlesi, Gece gündüz ol gül-i bî-hâra zâr eyler hezâr.   Cür‘a-i ‘aşk-ı ezelden her ki nûş eyler bugün, Nefsini kıldı melâmet terk edüp nâmûs u ‘âr.   Sâlik ol bu neş’e-i dünyâda “mûtû” râhına, Lâhık olur her kişiye yoksa mevt-i ıztırâr.   Berr-i firkat içre ‘atşân olmayalım yâ Kerîm, Ergörüp anı visâle etme sergerdân-ı zâr.   Cism ü câna kıl müyesser feyz-i akdesden nasîb, Ver habîbin hürmetine zât-ı pâke iktidâr.   “Küntü kenz”in bâbını feth et Fenâyî bendene, Pertev-i mihr-i ezelden eyle anı neş’edâr.   Ehl-i Cennet Fenâyî Mehmed Efendi Kuddise Sırruh   Bu Güzel Gazelin Günümüz Türkçesi...

Ey Mü'min! Tefekkür Et ve Rabbinin Sonsuz Kudretini Anla!

Ey Mü'min! Tefekkür Et ve Rabbinin Sonsuz Kudretini Anla!   Cenâb-ı Hak buyuruyor ki:   "Biz onlara ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki, Kur'an'ın hak olduğu onlara apaçık belli olsun." (Fussilet, 41/53)   "Yeryüzünde kesin olarak inananlar için nice deliller vardır. Kendi nefislerinizde de öyle. Hâlâ görmüyor musunuz?" (Zâriyât, 51/20-21)   "O'nun emri, bir şeyi dilediği zaman ona sadece 'Ol!' demesidir; o da hemen oluverir." (Yâsîn, 36/82)   Rasûlullah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:   "Bir saat tefekkür bazen bir sene ibadetten daha hayırlıdır." (Süyûtî, Câmiu's-Sağîr, II/127; Aclûnî, I/310)   "Allah güzeldir, güzelliği sever." (Müslim, Îmân, 147)   Kâinattaki bu kusursuz ve muazzam düzen, Allah Teâlâ'nın cemâl ve kemâl sıfatlarını biz aciz kullarına ne güzel gösterir.   Yeryüzünde ve gökyüzünde tefekkür eden bir akıl için ilâhî mizanı gösteren sayısız ibret vardır. ...

Ey ÖLÜM!

Ey ÖLÜM!   Habersiz geleceksin bir gün biliyorum. Kapımı çalmadan gireceksin içeri. Elimde işim, ocakta aşım, gözümde yaşıma bakmadan geleceksin. Ne haber vereceksin ne davet edilmeyi bekleyeceksin… Dünya halen içimdeyken, heveslerim zirvedeyken, hiç bir işim bitmemişken geleceksin. Hazırlığım yok, umutlarım çokken, belki aç belki tokken geleceksin… "Biraz bekle!", "Biraz dur!", Biraz geç kal!" diyemeden, Bir şeyler alamadan yanıma, yalnız kalınca bir kabirde neler gerekir? Onları dolduramadan valize, kimseyle vedalaşmadan, Son taksitleri yatıramadan... 0ğlumu son kez göremeden, kızımı öpemeden, son sözlerimi diyemeden geleceksin. İzin bile almadan, "Müsait misin" diye sormadan, yaşa başa bakmadan, son lokmayı yutmadan geleceksin. Anaları evlatsız, evlatları anasız, yiğitleri yârsiz bırakansın sen. Gülüşleri yarım, sızıları derin bırakansın sen. Her yeni ölümle hayatın yalanlığını anlatansın sen.   Ey ÖLÜM! Kapıyı en çok çalan ama hiç beklenmeyensin...

Ey Yabancı…

Ey Yabancı…   Mahkûm musun ey yabancı bu ne hal böyle? Bir voltalık avlularda dolanıyorsun Ruhundaki terazide tartıp da söyle Kendine mi dengine mi inanıyorsun?   Saçlarına aklar düşmüş yüzüne kemal Gözlerim mi öyle gördü büyüdün mü sen? Oysa sana yakışırdı o çocuksu hal Hani onu büyütürken küçülmüştüm ben   Hiç aklına gelir miydi böyle nihayet? Yoksa daim sende miydi bu yabancılık? Faturayı adresime yolla bir zahmet Ben öderim sende kalsın bedavacılık   O kasvetli sokaklarda dolaşmam artık Tesadüften görmelere mana yükleme Herkes bana el yabancı yok bir tanıdık Yola girmiş yolcun yoksa sende bekleme   Bir vakitler aşk adıyla sundun ya cebir Olsun varsın ziyanı yok ben yedim gitti Sen aşını helâlinden eşine yedir Ben hep eşsiz anılmayı diledim gitti.   Cemal Safi

Ey İnsan, İyi Düşün!

Ey İnsan, İyi Düşün!   Ey saadet yolcusu! Eğer dikkatli ve şuurlu olarak düşünecek olursan; Allah Teâlâ'ya ibadet ve taatin değerini gayet iyi anlarsın. Yine, insanların ne derece âciz, zayıf ve câhil olduklarını görürsün. Öyleyse kalbinde onların değerlendirmelerine yer verme; onların sana hiçbir faydası olmayan övgüsünden, beğenmesinden ve seni yüceltmesinden uzak dur! Yaptığın ibadetlerde sakın böyle bir yanlışlığa meyletme! Yine üzerinde iyice düşünürsen dünyanın ne kadar hasîs ve değersiz, dünya menfaatlerinin ne kadar çabuk sona erdiğini de görürsün. Öyleyse ibadetlerinde dünya menfaatlerini talep etmekten de sakın! Kendi kendine şöyle de:   – Ey nefsim! Âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'nın övgüsü, mükafatı ve yüceltmesi mi yoksa şu câhil ve âciz yaratıklarının övgüsü, mükafatı ve yüceltmesi mi senin için daha hayırlıdır? Kaldı ki o yaratılmış olanlar, senin ibadetinin değerini, onun için ne gibi zahmetlere katlandığını gerçek manada bilebilir, işlediğin amellerin ve ka...

Hristiyan Bir Annenin Feryadı

Hristiyan Bir Annenin Feryadı   1953 yılının 19 Kasım’ı 20 Kasına bağlayan gece. “Mevlid-i Nebevi” gecesi. Lübnan’ın güneyindeki Sayda şehrinde… Her yıl olduğu gibi, Müslümanlar Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in doğum gününü kutluyordu. O dönemde Lübnan’da bu kutlamaların bir parçası da havaya ateş açmak gibi yaygın bir gelenek vardı. Ne var ki, o gün sıkılan mermilerden yorgun bir mermi, şehirde tanınmış Hristiyan bir aile olan Ğattas ailesinin genç kızının başına isabet etti. Mahalleli panikle kızı Dr. Ğassan Hammud Hastanesi’ne götürdü. Fakat doktorlar müdahalede yetersiz kaldı ve aileye: “- Durumu çok ağır, derhal Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi Hastanesi’ne götürün.” dediler. Kız hemen Beyrut’a sevk edildi. Lübnan’ın en meşhur doktorları, Amerikalı bir tıp ekibiyle birlikte odada toplandı. Fakat kızın başındaki delik çok büyüktü, kanama her geçen dakika artıyordu. Tüm çabalar tükendi ve umutlar sönmeye başladı. Ve o anda, Hristiyan olan kızın annesi çaresiz...

Ey Yolcular! Ey Yolcular…

Ey Yolcular! Ey Yolcular…   Ey Yolcular! Ey Yolcular… Yol Muhammed’in yoludur. Her bahçenin gülü kokmaz, Gül Muhammed’in gülüdür…   Nerde anan nerde baban? Aynı yere sende varan, Cehennemden çekip alan, El Muhammed’in elidir…   Bir gün olur sende yalan, Malın mülkün olur talan, Doğru yolu tarif eden, Dil Muhammed’in dilidir…   Bağla nefsin olsun kölen, Böylelikle kalbin silen, Medine şehrine giden, Yol Muhammed’in yoludur…

Ey İnsanoğlu! Bu Gidiş Nereye?

Ey İnsanoğlu! Bu Gidiş Nereye? Yazar: Raif Koçak İçerisinde yaşadığımız şu muazzam kâinat, tesadüfen meydana gelmemiştir. Yine bu kâinat; nefsin çeşitli arzularını tatmin etmek ve birtakım dünyalıklar edinerek, onlarla eğlenmek için de yaratılmamıştır. Bu muazzam kâinat; kudreti ve kuvveti sonsuz Allah Teâlâ tarafından, insanoğlu için bir kulluk ve imtihan mekânı olarak yaratılmıştır. Kâinatta yaratılan mahlûkat içerisinde; insanlar, hayvanlar, nebâtat ve cemâdat her ne varsa hepsinin yaratıcısı tarafından, kendilerine verilen vazifelerine göre belirlenmiş bir sistemleri, bir fıtratları mevcuttur. Âlemdeki gezegenlerin ve galaksilerin kendi içlerinde ve birbirleriyle olan münasebetlerinin de, dünya üzerinde deverân eden tabiat ve ekosistem dediğimiz düzenin de kusursuz bir şekilde işlemesi; bu kanun ve yaratılış sayesinde devam etmektedir. Kâinâtın vâr olma sebebi insan; insanın vâr olma sebebi ise Allâh’ı bilmek, Allâh’ı bulmak, O’nun rızâsına ermek, cennet ve cemâline nâil ve...

Ey Soykırımcı Siyonist İsrail!

Ey Soykırımcı Siyonist İsrail! “Eğer zalim ısrarla zulme devam ediyorsa bil ki sonu yakındır. Eğer mazlum da ısrarla direniyorsa bil ki zafer yakındır.” (Hz. Ali Radiyallahü Anh) Yâ Rabbi! Yeryüzünü kan ve gözyaşına boyayan Siyonist İsrail ve ona destek veren; devlet, şirket, parti, iş adamı, siyasetçi, gazeteci, sanatçı… kim varsa ıslah eyle! Islah olmayacaksa kahrı perişan eyle! Allahümme âmîn!

Can Yakıp, Kalp Kırma! Ey İnsanoğlu!

Resim
Can Yakıp, Kalp Kırma! Ey İnsanoğlu! Can yakıp, kalp kırma, ey insanoğlu! Senin de gül benzin solacak bir gün... Her canlının kalbi Allah'a bağlı, Herkes ettiğini bulacak bir gün...   Görmüyo'n mu, gökte parlayan günü? Hangi güç soldurur onun rengini? Allah şahit etmiş sana bu canı, Amel defterlerin dolacak bir gün...   Garib'im ölmeden kendini tanı! Unutma o Hakk'ı atma vicdanı! Alır toprak bir gün; verdiği canı, Ruh Allah'a teslim olacak bir gün...   Neşet Ertaş Rahmetullahi Aleyh - Kırşehir

Ey İnsan! Seni Aldatan Nedir?

Ey İnsan! Seni Aldatan Nedir?   İnsan, bir nefes almakta dahi zorlandığında düştüğü durum onun ne kadar aciz olduğunu göstermektedir. Peki Rabbine karşı bu kadar aciz olan bir kulun haddini aşıp meydan okuması akıllıca mıdır? İnsan haddini neden bilmez de Rabbini unutur?   Mevlânâ Hazretleri buyurur:   “Ey işlerinde Hakk’ın emrine uymamayı kendine huy edinmiş gâfil kişi! Şunu bil ki senin bedeninin zerreleri bile, Allâh’ın irâdesinin memurlarıdır. Şimdi ikiyüzlülük ediyorlar da, sana uymuş gibi görünüyorlar. Eğer Allah, onların sana karşı gelmelerini isterse, her biri, senin amansız bir düşmanın olur.   Allah göze; “Şu kulumu rahatsız et!” derse, göz ağrısı senden yüz türlü intikam alır.   Eğer Allah dişe bir cezâ verdirse, görürsün ki diş, senin acı acı kulağını bükmeye başlar, seni âdeta perişan eder.   Tıp kitabını aç da, hastalıklar bahsini oku. Oku da beden askerlerinin neler yaptıklarını gör.   Mâdem ki her şeyin canın...