Kayıtlar

bir etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir Kalbin Sessiz Çığlığı

Bir Kalbin Sessiz Çığlığı   Ayşe, küçük bir Anadolu kasabasının içine kapanık, mütevazı yaşam süren genç bir kadındı. Ailesi onu her zaman örfüne ve inancına bağlı, edepli bir şekilde yetiştirmişti. Kız kardeşler gibi eğitimini tamamlamış, çevresi tarafından sevilen, edebiyle bilinen biriydi. Bir gün Ayşe’nin göğsünde bir ağrı başladı. Başlangıçta basit sandı. Ancak ağrı, gün geçtikçe artınca ailesiyle birlikte doktora gitmeleri gerekti. Muayene eden doktor, bazı ileri tetkikler yapılması gerektiğini söyledi. Ayşe’nin kalbi hızla çarptı. “Peki ya bir erkek doktora görünmem gerekirse?” diye düşündü kendi kendine. Küçük kasabada kadın doktor yoktu. Ameliyat olması, tıbbi müdahalede bulunulması gerekiyordu. Ayşe bu düşünceyle çırpınıp durdu. Kalbinde derin bir korku vardı: “Ya Namahrem bir erkek bana dokunursa, ya vücudumu görürse…” Bu düşünce içini daraltıyor, düşündükçe renkten renge giriyordu… Hem inancının hassasiyeti hem de utanma duygusu beynini kemiriyor...

Bir Eğitim Önderi Olarak Peygamberimiz

Bir Eğitim Önderi Olarak Peygamberimiz   İnsana bilmediği şeyi öğreten, tüm her şeyin ismini öğreterek Âdem'in şahsında insanlığı eğiten Yüce Rabbimiz, peygamberleri eğitim ordusunun önderleri olarak göndermiştir. Peygamberler Sallallahu Aleyhi Vesellem, Yüce Rabbin eğitim ve öğretiminden geçerek, ilâhî bilgiyi kuşanmışlar, onun gereklerini önce kendileri yaşamışlar ve bu konuda insanlığa en güzel örnekleri sunmuşlardır.   İşte vahiy destekli o eğitim ordusunun son halkası Hz. Muhammed’dir. O, "Ben muallim peygamber olarak gönderildim", "Beni Rabbim terbiye etti ve ne güzel terbiye etti" buyurarak kendisini insanlığa takdim etmiş ve her konuda olduğu gibi eğitim-öğretim alanında da en güzel örnekliği bizlere sunmuştur. Onun hayatı eğitimcilerin yolunu aydınlatan nice canlı örneklerle doludur. Biz bu yazımızda Onun hayatından bazı kesitler sunarak konuya açıklık getirmeye gayret edeceğiz. Peygamberimizin insanları eğitirken izlediği yol ve yöntemleri...

Malımın Bir Kısmını Ahirete Götürmek İstiyorum

Malımın Bir Kısmını Ahirete Götürmek İstiyorum   Vaktiyle malı mülkü çok sevdiği söylenen bir zat, bir gün hayırlı hizmetler yapan bir vakıf müdürüne gitmiş. Bir kısım servet ve gayrimenkullerini vakfetmek istediğini anlatmış. Kendisini tanıyanlar sormuşlar: "- Sen malı mülkü çok seven zat değil misin?" "- Evet, malı mülkü çok severim!" demiş. "- Sen bunları nasıl vakfediyorsun, nasıl vazgeçiyorsun?" gibi hayretli suallere şöyle cevap vermiş: "- Dedikleriniz doğrudur. Ben malı mülkü çok severim, sevdiğim için de onların dünyada kalmasına razı olmuyor, benimle âhirete gitmesini İstiyorum. Fânî olmayıp bâkîleşmesi için âhiretime yatırım yapmak istiyorum. Malımı Allah'a satıyorum. Vakfedişimin sebebi budur."   Bu akıllı Müslüman şu hadisi güzelce anladığı için böyle yapmıştır. Enes b. Malik Radiyallahü Anh’tan rivayetle, Peygamber Efendimiz Aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: “Ölen kimseyi üç şey takip eder: Ailesi, malı ve ame...

Olsan da Bir, Olmasan da…

Olsan da Bir, Olmasan da…   Artık görünmüyor mevsimde hüzün Bulutlar bir garip rüyaya dalmış Ufukta güneşi ağlatan yüzün Bir mültecî gibi tenhâda kalmış Toprak yandı gülüm; çeşmeler zehir Şimdi bilsen de bir, bilmesen de bir   Kaç kere çağırdım seni öteden Turnalar uçurdum gittiğin yere Bin parça eyledin kalbimi neden Ruhum bir başına düştü göklere Bana tebessümle bakıyor kabir Şimdi gülsen de bir, gülmesen de bir   Derdimin yangını sardı gölgeni Bir mahkûm kanıyla aktı izlerin Deniz ölesiye severken seni Neden gemileri yaktı gözlerin Yıkıldı yolunu bekleyen şehir Şimdi gelsen de bir, gelmesen de bir   Yağmurun inceden yağdığı yerde Açan gül acıyı damıtır solar Ağustos böceği düşünce derde İçine kuşların sevdası dolar Ölü bir mahzene gömüldü kibir Artık sevsen de bir, sevmesen de bir   Çatladı en kavî yerinden tohum Kıvılcım düşürdü sulara gonca Her akşam ölümü koklayan ruhum Seni de kuşanır hakan...

“Akıl Tutulması” Değil, Bu Bir “İnsan Tutulması”dır!

“Akıl Tutulması” Değil, Bu Bir “İnsan Tutulması”dır!   Akdeniz’in alev alev yandığını göreceğiz. 21. yüzyılda helak olacak toplum İsrailliler olacak…   Bir yıl önce, soykırımla öldürülen çocukların günlük istatistiğini tutuyorduk. Bu yıl açlıkla öldürülen çocukların günlük istatistiğini tutuyoruz. İnsan tarihinin en korkunç örneklerini sessizce, çaresizce, öfkesizce izlemeye mahkûm edildik. Bu bir akıl tutulması değil. Bu bir “insan tutulması”dır! Bu; yarının dünyasında yaşanacakların, korkunç örneklerin normalleştirilmesidir.   HZ. ADEM’DEN BU YANA, BÜYÜK SAPKINLIKLARDAN BİRİ DAHA YAŞANIYOR. GAZZE İLE BİTMEZ, İNANIN! İşte bu yüzden feryat ediyoruz. Gazze’deki barbarlık dünyaya yayılıp arşa yükseldi. Ama meselemizin sadece Gazze olduğunu sananlar, büyük yanlışa düştüklerini çok geçmeden anlayacak ve derin bir hayal kırıklığı yaşayacak. Yarın elindeki nükleer silahı bile kullanacağı apaçık olun bir “devlet”e, bir topluma bu kadar tahammül, İran’dan Kı...

Şeytan ve Elinde Bir Bardak Su

Şeytan ve Elinde Bir Bardak Su   Allah Teâlâ dostlarından Ebû Zekeriyya Rahmetullahi Aleyh hasta döşeğinde ölümle pençeleşiyordu. Yakın dostlarından biri kendisine: “Lâ ilahe illallah, Muhammedü’r-Rasûlullah” kelime-i tevhidini telkin etmek istedi. Bir etti, iki etti, üç etti. Ebû Zekerriya Rahmetullahi Aleyh her defasında söylemeyi reddediyordu. Bu durum karşısında yakın dostu Ebû Zekerriya'nın son nefesinde imansız gideceğinden korktu ve endişeye kapıldı. Bütün bir ömrünü Allah Teâlâ'ya ibadet ve taat etmekle geçiren böylesine bir kimsenin şimdi hasta döşeğinde ölüm ile pençeleşirken “Kelime-İ Tevhid” getirmemesine bir mana veremiyordu. Şeytanın bir kandırışına mı yenilmişti yoksa? Bir müddet kafası bu düşünceler içinde çalkalanan dost baktı ki Ebû Zekerriya Rahmetullahi Aleyh sanki kafasında resmigeçit yapan düşünceleri okuyormuş gibi bir aralık gözlerini açarak: “- Bana bir şey mi dediniz?” diye sordu. Orada bulunanlar:        ...

Şeytan ve Elinde Bir Bardak Su

Şeytan ve Elinde Bir Bardak Su   Allah Teâlâ dostlarından Ebû Zekeriyya Rahmetullahi Aleyh hasta döşeğinde ölümle pençeleşiyordu. Yakın dostlarından biri kendisine: “Lâ ilahe illallah, Muhammedü’r-Rasûlullah” kelime-i tevhidini telkin etmek istedi. Bir etti, iki etti, üç etti. Ebû Zekerriya Rahmetullahi Aleyh her defasında söylemeyi reddediyordu. Bu durum karşısında yakın dostu Ebû Zekerriya'nın son nefesinde imansız gideceğinden korktu ve endişeye kapıldı. Bütün bir ömrünü Allah Teâlâ'ya ibadet ve taat etmekle geçiren böylesine bir kimsenin şimdi hasta döşeğinde ölüm ile pençeleşirken “Kelime-İ Tevhid” getirmemesine bir mana veremiyordu. Şeytanın bir kandırışına mı yenilmişti yoksa? Bir müddet kafası bu düşünceler içinde çalkalanan dost baktı ki Ebû Zekerriya Rahmetullahi Aleyh sanki kafasında resmigeçit yapan düşünceleri okuyormuş gibi bir aralık gözlerini açarak: “- Bana bir şey mi dediniz?” diye sordu. Orada bulunanlar:        ...