İslâmiyet'i Tebliğ Edebiliyor muyuz?
İslâmiyet'i Tebliğ Edebiliyor muyuz?
Yüce Allah, insanı yalnızca kendisine kulluk etmesi için yaratmış; peygamberleri de insanlara doğru yolu göstermek üzere göndermiştir. Peygamberlerin en önemli vazifelerinden biri, Allah'ın vahyini insanlara eksiksiz ulaştırmak, yani tebliğ etmektir. Hz. Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem ile peygamberlik sona ermiş, ancak onun getirdiği hakikati insanlara ulaştırma sorumluluğu kıyamete kadar ümmetine emanet edilmiştir.
Rabbimiz Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurmaktadır:
"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Âl-i İmrân Sûresi, 3/104)
"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah'a iman edersiniz." (Âl-i İmrân Sûresi, 3/110)
"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun..." (Mâide Sûresi, 5/67)
"Bize düşen ancak apaçık tebliğ etmektir." (Yâsîn Sûresi, 36/17)
Allah Teâlâ, insanları hidayete zorlamayı değil; hakikati en güzel şekilde duyurmayı emretmiştir. Hidayeti veren yalnızca Allah'tır. Müminin görevi ise, Kur'an ve sünneti hikmetle, güzel sözle ve güzel ahlâkla insanlara ulaştırmaya çalışmaktır.
Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:
"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et." (Nahl Sûresi, 16/125)
Tebliğ Her Müslümanın Sorumluluğudur
Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Benden bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız." (Buhârî, Enbiyâ, 50; Tirmizî, İlim, 13)
Bu hadis, dini öğrenen her Müslümanın bildiği doğruları, doğru bir şekilde başkalarına ulaştırması gerektiğini göstermektedir.
Yine Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, Îmân, 78)
İyiliği tavsiye etmek ve kötülükten sakındırmak, İslam toplumunun canlı kalmasını sağlayan en önemli görevlerden biridir.
Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in Tebliğ Hassasiyeti
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem, insanların dünya mutluluğundan çok ahiret kurtuluşunu düşünürdü. Bunun en güzel örneklerinden biri, hasta olan Yahudi bir genci ziyaret etmesidir.
Enes bin Mâlik radıyallahu anh şöyle rivayet eder:
"Nebî Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in hizmetinde bulunan Yahudi bir çocuk hastalandı. Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem onu ziyarete gitti, başucuna oturdu ve:
'Müslüman ol.' buyurdu.
Çocuk babasına baktı. Babası:
'Ebü'l-Kâsım'a itaat et.' dedi.
Bunun üzerine çocuk Müslüman oldu. Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem evden çıkarken:
'Bu çocuğu ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun.' buyurdu." (Buhârî, Cenâiz, 80)
Bu hadis, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in insanların ebedî kurtuluşu için ne kadar büyük bir merhamet taşıdığını göstermektedir.
Hazret-i Ömer radıyallâhu anh bir gün arkadaşlarıyla beraber yolda yürürken, bir manastır görür. Manastıra iyice yaklaştığında durur ve:
“–Ey râhip, ey râhip!” diye seslenir.
Bir müddet sonra râhip, yukarıdaki pencereden başını uzatarak; “Ne istiyorsun?” dercesine Hazret-i Ömer’e bakar. Onu gören Hazret-i Ömer ise, yüksek merhametinden dolayı kendisini tutamayarak arkadaşlarının önünde ağlamaya başlar. Hem râhibe bakmakta, hem de içli içli ağlamaktadır. Çevresindekiler büyük bir merakla:
“–Ey Mü’minlerin Emîri! Bu râhip sebebiyle sizi ağlatan nedir?” diye sorduklarında Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şu cevâbı verir:
“–Râhibi gördüğüm esnâda, Allah Teâlâ’nın; «Çalışmış, fakat boşuna yorulmuştur. Kızışmış bir ateşe atılır.» (el-Ğâşiye, 3-4) âyetlerini hatırladım. (İslâm ile şereflenemediği takdirde, râhip de bu âyetin muhâtabı olacak.) İşte beni ağlatan budur.” (İbnü’l-Cevzî, Menâkıb, s. 210)
Bazen insan, bütün gayretini güzel ve doğru olduğunu zannettiği bir gâye uğruna sarf eder. Lâkin gittiği yol, İslâm’a ters olduğundan, bu gayreti onu sadece hakîkatten daha da uzaklaştırır. Âhiret saâdetini ziyan edenler de işte bu kimselerdir.
Tebliğ Önce Güzel Ahlâkla Olur
Tebliğ sadece konuşmak değildir.
Tebliğ; güzel ahlâk, dürüstlük, merhamet, güler yüz, emanete riayet, yardımseverlik ve güzel örnek olmaktır. Yani kal sadece kal diliyle değil hâl diliyle olur.
İnsanlar çoğu zaman sözden önce yaşayışa bakarlar.
Bir Müslümanın dürüst ticareti, adaleti, sabrı ve güzel ahlâkı, bazen uzun konuşmalardan daha etkili bir tebliğ olabilir.
Bu sebeple en güçlü davet, yaşanan İslam'dır.
"Anlatılan ibretli bir hatıraya göre..."
Müslüman Bir Türk ABD’ye yerleşir. Hal ve kal diliyle İslâmiyet’i yaymak için, tebliğ faaliyetlerine başlar. ABD’li bir Hristiyan, ailesi ile birlikte Müslüman olur. Müslüman’ları da çok sever.
Sonra; Müslümanlığı öğreten Türk’e sitem eder:
“- Madem bu kadar güzel dininiz var! Neden daha önce gelip tebliğ etmediniz? Benim annem ve babam iman etmeden öldüler. Eğer önce gelip bize tebliğ etseydiniz; ben onları da razı eder; Müslüman yapardım. Onlar da Cehennem’den kurtulurdu!” der.
Etkileyici yaşanmış bir kıssa daha…
Amerika'da bir adam camiye girdi ve minbere çıkıp, Fatiha suresini bilenlerden başkasının anlayamayacağı bir lehçeyle okudu ve ağladı,
Sonra Camiden çıktı, İmam peşinden gidip neden böyle Bir şey yaptığını sordu…
O adam ise şöyle cevap verdi;
“- Ben iki gün önce Müslüman oldum ve İslam hakkında bir kitap okurken Rasûllulah Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in, “Benim tarafımdan bir ayet bile olsa onu tebliğ ediniz.” hadisi'ni gördüm ve ben şu an 7 ayet biliyorum, onları tebliğ ettim.”
Bir Düşünelim
Evimizde yangın çıktığını düşünelim.
İçeride çocuklarımız, anne babamız veya sevdiklerimiz bulunsa, onları kurtarmak için bütün imkânlarımızı seferber ederiz.
Çünkü onların zarar görmesine razı olmayız.
Ahiret hayatının dünya hayatından daha büyük ve daha kalıcı olduğunu bilen mümin de insanların ebedî kurtuluşu için dua eder, gayret gösterir ve imkânı ölçüsünde hakikati onlara ulaştırmaya çalışır.
Yolda yürürken tanımadığımız bir evde yangın görsek, hiç tanımadığımız insanları kurtarmak için bile elimizden geleni yaparız.
Öyleyse insanların imanla tanışması, Allah'ı ve Rasûlü'nü öğrenmesi için çalışmak da büyük bir merhamet ve iyilik değil midir?
Önce Kendimizden Başlamalıyız
Tebliğin ilk adresi insanın kendi nefsidir.
İslam'ı başkalarına anlatmadan önce onu doğru öğrenmeli ve yaşamaya çalışmalıyız.
Ardından ailemiz, çocuklarımız, akrabalarımız, komşularımız, arkadaşlarımız ve ulaşabildiğimiz herkese güzel bir örnek olmalıyız.
Unutmamalıyız ki insanların kalplerini açacak olan bizim sözümüz değil, Allah'ın hidayetidir. Bizim vazifemiz ise samimiyetle gayret etmektir.
Sonuç
Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan İslam'ı hiç tanımadan yaşamaktadır.
Kimileri İslam'ı yanlış bilgilerle öğrenmekte, kimileri ise Müslümanların hatalı davranışları sebebiyle ön yargıya kapılmaktadır.
Bu sebeple her Müslüman, yaşadığı çevrede İslam'ı en güzel şekilde temsil etmekle sorumludur.
Bu görev yalnızca imamların, vaizlerin veya ilahiyatçıların görevi değildir.
Her Müslüman; ailesinde, iş yerinde, okulunda, komşuluğunda ve günlük hayatında güzel ahlâkıyla İslam'ın temsilcisi olmalıdır.
Belki de bir insanın kalbine dokunan güzel bir sözümüz, samimi bir davranışımız veya güzel bir örnek oluşumuz, Allah'ın izniyle onun hidayetine vesile olacaktır.
Rabbimiz bizleri Kur'an'ı doğru anlayan, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in sünnetini yaşayan, güzel ahlâkıyla İslam'ı temsil eden ve insanları hikmetle Allah'ın yoluna davet eden kullarından eylesin.
Evet, Kardeşlerim!
Birinci görevimiz İslâmiyet’i en doğru kaynaklardan doğru olarak öğrenmek ve bütün kurallarıyla yaşamak. Sonra elimizin erdiği dilimizin döndüğü kadar hâl ve kal diliyle tebliğ etmektir.
Peygamberlerin en büyük görevi Allah’ü Teâlâ’nın kendilerine vahiy yoluyla bildirdiği emirleri insanlara tebliğ etmekti. Artık peygamber gelmeyeceğine göre bu büyük ve en önemli sünneti kim yapacak? Başta âlimler daha sonra herkes yapacak. Bu iş sadece hacı hoca işi değil…
İnanın çok güzel neticeler alınacaktır. Rabbimiz hepimize bu şerefli görevi vermiştir. Çünkü bizler Rabbimizin halifesiyiz. Bütün insanlığın “Saadeti Ebediye”ye kavuşmak için İslâmiyet’le tanışmaya ihtiyacı var.
Ya Rabbi! Bizleri “İlây-ı Kelimatullah” görevini hakkıyla yerine getiren bahtiyar Müslümanlardan eyle!
Âmin.
Yüce Allah, insanı yalnızca kendisine kulluk etmesi için yaratmış; peygamberleri de insanlara doğru yolu göstermek üzere göndermiştir. Peygamberlerin en önemli vazifelerinden biri, Allah'ın vahyini insanlara eksiksiz ulaştırmak, yani tebliğ etmektir. Hz. Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem ile peygamberlik sona ermiş, ancak onun getirdiği hakikati insanlara ulaştırma sorumluluğu kıyamete kadar ümmetine emanet edilmiştir.
Rabbimiz Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurmaktadır:
"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Âl-i İmrân Sûresi, 3/104)
"Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah'a iman edersiniz." (Âl-i İmrân Sûresi, 3/110)
"Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O'nun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun..." (Mâide Sûresi, 5/67)
"Bize düşen ancak apaçık tebliğ etmektir." (Yâsîn Sûresi, 36/17)
Allah Teâlâ, insanları hidayete zorlamayı değil; hakikati en güzel şekilde duyurmayı emretmiştir. Hidayeti veren yalnızca Allah'tır. Müminin görevi ise, Kur'an ve sünneti hikmetle, güzel sözle ve güzel ahlâkla insanlara ulaştırmaya çalışmaktır.
Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:
"Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et." (Nahl Sûresi, 16/125)
Tebliğ Her Müslümanın Sorumluluğudur
Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Benden bir âyet bile olsa insanlara ulaştırınız." (Buhârî, Enbiyâ, 50; Tirmizî, İlim, 13)
Bu hadis, dini öğrenen her Müslümanın bildiği doğruları, doğru bir şekilde başkalarına ulaştırması gerektiğini göstermektedir.
Yine Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Buna gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir." (Müslim, Îmân, 78)
İyiliği tavsiye etmek ve kötülükten sakındırmak, İslam toplumunun canlı kalmasını sağlayan en önemli görevlerden biridir.
Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in Tebliğ Hassasiyeti
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem, insanların dünya mutluluğundan çok ahiret kurtuluşunu düşünürdü. Bunun en güzel örneklerinden biri, hasta olan Yahudi bir genci ziyaret etmesidir.
Enes bin Mâlik radıyallahu anh şöyle rivayet eder:
"Nebî Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in hizmetinde bulunan Yahudi bir çocuk hastalandı. Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem onu ziyarete gitti, başucuna oturdu ve:
'Müslüman ol.' buyurdu.
Çocuk babasına baktı. Babası:
'Ebü'l-Kâsım'a itaat et.' dedi.
Bunun üzerine çocuk Müslüman oldu. Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem evden çıkarken:
'Bu çocuğu ateşten kurtaran Allah'a hamdolsun.' buyurdu." (Buhârî, Cenâiz, 80)
Bu hadis, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in insanların ebedî kurtuluşu için ne kadar büyük bir merhamet taşıdığını göstermektedir.
Hazret-i Ömer radıyallâhu anh bir gün arkadaşlarıyla beraber yolda yürürken, bir manastır görür. Manastıra iyice yaklaştığında durur ve:
“–Ey râhip, ey râhip!” diye seslenir.
Bir müddet sonra râhip, yukarıdaki pencereden başını uzatarak; “Ne istiyorsun?” dercesine Hazret-i Ömer’e bakar. Onu gören Hazret-i Ömer ise, yüksek merhametinden dolayı kendisini tutamayarak arkadaşlarının önünde ağlamaya başlar. Hem râhibe bakmakta, hem de içli içli ağlamaktadır. Çevresindekiler büyük bir merakla:
“–Ey Mü’minlerin Emîri! Bu râhip sebebiyle sizi ağlatan nedir?” diye sorduklarında Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh- şu cevâbı verir:
“–Râhibi gördüğüm esnâda, Allah Teâlâ’nın; «Çalışmış, fakat boşuna yorulmuştur. Kızışmış bir ateşe atılır.» (el-Ğâşiye, 3-4) âyetlerini hatırladım. (İslâm ile şereflenemediği takdirde, râhip de bu âyetin muhâtabı olacak.) İşte beni ağlatan budur.” (İbnü’l-Cevzî, Menâkıb, s. 210)
Bazen insan, bütün gayretini güzel ve doğru olduğunu zannettiği bir gâye uğruna sarf eder. Lâkin gittiği yol, İslâm’a ters olduğundan, bu gayreti onu sadece hakîkatten daha da uzaklaştırır. Âhiret saâdetini ziyan edenler de işte bu kimselerdir.
Tebliğ Önce Güzel Ahlâkla Olur
Tebliğ sadece konuşmak değildir.
Tebliğ; güzel ahlâk, dürüstlük, merhamet, güler yüz, emanete riayet, yardımseverlik ve güzel örnek olmaktır. Yani kal sadece kal diliyle değil hâl diliyle olur.
İnsanlar çoğu zaman sözden önce yaşayışa bakarlar.
Bir Müslümanın dürüst ticareti, adaleti, sabrı ve güzel ahlâkı, bazen uzun konuşmalardan daha etkili bir tebliğ olabilir.
Bu sebeple en güçlü davet, yaşanan İslam'dır.
"Anlatılan ibretli bir hatıraya göre..."
Müslüman Bir Türk ABD’ye yerleşir. Hal ve kal diliyle İslâmiyet’i yaymak için, tebliğ faaliyetlerine başlar. ABD’li bir Hristiyan, ailesi ile birlikte Müslüman olur. Müslüman’ları da çok sever.
Sonra; Müslümanlığı öğreten Türk’e sitem eder:
“- Madem bu kadar güzel dininiz var! Neden daha önce gelip tebliğ etmediniz? Benim annem ve babam iman etmeden öldüler. Eğer önce gelip bize tebliğ etseydiniz; ben onları da razı eder; Müslüman yapardım. Onlar da Cehennem’den kurtulurdu!” der.
Etkileyici yaşanmış bir kıssa daha…
Amerika'da bir adam camiye girdi ve minbere çıkıp, Fatiha suresini bilenlerden başkasının anlayamayacağı bir lehçeyle okudu ve ağladı,
Sonra Camiden çıktı, İmam peşinden gidip neden böyle Bir şey yaptığını sordu…
O adam ise şöyle cevap verdi;
“- Ben iki gün önce Müslüman oldum ve İslam hakkında bir kitap okurken Rasûllulah Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in, “Benim tarafımdan bir ayet bile olsa onu tebliğ ediniz.” hadisi'ni gördüm ve ben şu an 7 ayet biliyorum, onları tebliğ ettim.”
Bir Düşünelim
Evimizde yangın çıktığını düşünelim.
İçeride çocuklarımız, anne babamız veya sevdiklerimiz bulunsa, onları kurtarmak için bütün imkânlarımızı seferber ederiz.
Çünkü onların zarar görmesine razı olmayız.
Ahiret hayatının dünya hayatından daha büyük ve daha kalıcı olduğunu bilen mümin de insanların ebedî kurtuluşu için dua eder, gayret gösterir ve imkânı ölçüsünde hakikati onlara ulaştırmaya çalışır.
Yolda yürürken tanımadığımız bir evde yangın görsek, hiç tanımadığımız insanları kurtarmak için bile elimizden geleni yaparız.
Öyleyse insanların imanla tanışması, Allah'ı ve Rasûlü'nü öğrenmesi için çalışmak da büyük bir merhamet ve iyilik değil midir?
Önce Kendimizden Başlamalıyız
Tebliğin ilk adresi insanın kendi nefsidir.
İslam'ı başkalarına anlatmadan önce onu doğru öğrenmeli ve yaşamaya çalışmalıyız.
Ardından ailemiz, çocuklarımız, akrabalarımız, komşularımız, arkadaşlarımız ve ulaşabildiğimiz herkese güzel bir örnek olmalıyız.
Unutmamalıyız ki insanların kalplerini açacak olan bizim sözümüz değil, Allah'ın hidayetidir. Bizim vazifemiz ise samimiyetle gayret etmektir.
Sonuç
Bugün dünyanın dört bir yanında milyonlarca insan İslam'ı hiç tanımadan yaşamaktadır.
Kimileri İslam'ı yanlış bilgilerle öğrenmekte, kimileri ise Müslümanların hatalı davranışları sebebiyle ön yargıya kapılmaktadır.
Bu sebeple her Müslüman, yaşadığı çevrede İslam'ı en güzel şekilde temsil etmekle sorumludur.
Bu görev yalnızca imamların, vaizlerin veya ilahiyatçıların görevi değildir.
Her Müslüman; ailesinde, iş yerinde, okulunda, komşuluğunda ve günlük hayatında güzel ahlâkıyla İslam'ın temsilcisi olmalıdır.
Belki de bir insanın kalbine dokunan güzel bir sözümüz, samimi bir davranışımız veya güzel bir örnek oluşumuz, Allah'ın izniyle onun hidayetine vesile olacaktır.
Rabbimiz bizleri Kur'an'ı doğru anlayan, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in sünnetini yaşayan, güzel ahlâkıyla İslam'ı temsil eden ve insanları hikmetle Allah'ın yoluna davet eden kullarından eylesin.
Evet, Kardeşlerim!
Birinci görevimiz İslâmiyet’i en doğru kaynaklardan doğru olarak öğrenmek ve bütün kurallarıyla yaşamak. Sonra elimizin erdiği dilimizin döndüğü kadar hâl ve kal diliyle tebliğ etmektir.
Peygamberlerin en büyük görevi Allah’ü Teâlâ’nın kendilerine vahiy yoluyla bildirdiği emirleri insanlara tebliğ etmekti. Artık peygamber gelmeyeceğine göre bu büyük ve en önemli sünneti kim yapacak? Başta âlimler daha sonra herkes yapacak. Bu iş sadece hacı hoca işi değil…
İnanın çok güzel neticeler alınacaktır. Rabbimiz hepimize bu şerefli görevi vermiştir. Çünkü bizler Rabbimizin halifesiyiz. Bütün insanlığın “Saadeti Ebediye”ye kavuşmak için İslâmiyet’le tanışmaya ihtiyacı var.
Ya Rabbi! Bizleri “İlây-ı Kelimatullah” görevini hakkıyla yerine getiren bahtiyar Müslümanlardan eyle!
Âmin.
Yorumlar
Yorum Gönder