Acayip Hallerimiz!
Aynaya
Bakma Vakti ve Acayip Hallerimiz
Bismillahirrahmanirrahim
Allah’ü Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
"Şüphesiz ki bir kavim, kendilerinde olanı değiştirmedikçe Allah
onların durumunu değiştirmez." (Ra’d Suresi, 13/11)
Bugün toplum olarak pek çok sıkıntıdan şikâyet ediyoruz. Ahlâksızlıktan,
adaletsizlikten, güven kaybından, dağılan ailelerden, saygısızlıktan ve günden
güne artan huzursuzluktan yakınıyoruz. Peki hiç düşündük mü? Toplum dediğimiz
yapı kimlerden oluşuyor?
Başkalarını düzeltmeye uğraşmadan önce kendimizi ne kadar düzeltebildik?
Rabbimiz bizden başkalarının kusurlarıyla meşgul olmamızı değil, evvela kendi
nefsimizle yüzleşmemizi emretmektedir.
"Ey iman edenler! Kendinize dikkat edin..." (Mâide Suresi, 5/105)
Geliniz, başkalarını suçlamayı bir kenara bırakıp biraz da aynaya bakalım…
Vaktimiz Gerçekten Yok mu?
Saatlerce boncuk dizer, oya yapar, dantel öreriz. Kahvehanelerde, telefon
ekranlarında, sosyal medyada, dizilerde, maçlarda ve boşa harcanan meclislerde
vakit eritiriz. Saatlerce lak lak eder; gıybet ve dedikodu yapar, fani dünya
işlerine ömrümüzü harcarız.
Ancak sıra namaz kılmaya, Kur'an-ı Kerim okumaya, Hadis-i Şerif öğrenmeye,
sure ezberlemeye, faydalı ilimler öğrenmeye, eşimize ve çocuklarımıza zaman
ayırmaya veya hayır işleri yapmaya gelince hemen ardına sığınacak bir bahane
buluruz: "Çok yorgunum, vaktim yok!" der geçeriz.
Oysa Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"İki nimet vardır ki insanların çoğu onların kıymetini bilmeyip
aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit." (Buhârî, Rikâk, 1)
Söz gıybete ve faydasız kelama gelince de Cenâb-ı Hak ve Peygamberimiz
bizleri şöyle uyarır:
"Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biri ölü kardeşinin etini
yemekten hoşlanır mı?" (Hucurât Sûresi, 49/12)
"Allah'a ve ahiret gününe iman eden ya hayır söylesin ya da
sussun." (Buhârî, Edeb, 31)
Dini Sağlam Kaynaklardan Öğrenmiyoruz
Dinimizi kulaktan dolma bilgilerle yaşıyor, sağlam kaynaklara yönelmiyoruz.
Güzel İslâmiyet'i bir yaşam biçimi hâline getirip çoluk çocuğumuza örnek
olmuyoruz. Evlerimizde Kur'an sesi yerine sürekli televizyon ve sosyal medya
sesleri yükseliyor. Toplumda cinayetler, hırsızlıklar, bozgunculuklar ve
dolandırıcılıklar artıp yaşanmaz bir ortam oluşunca da "Allah kahretsin,
ne hale geldik!" deyip sıyrılıyoruz.
Halbuki evlatlarımızın sadece dünya istikbalinden değil, ahiret
emniyetinden de biz sorumluyuz. Allah’ü Teâlâ buyurmaktadır:
"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan
ateşten koruyun." (Tahrîm Suresi, 66/6)
"Sana vahyedilen kitabı oku ve namazı kıl. Şüphesiz ki namaz,
hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebût Suresi, 29/45)
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem de ilim ve namazın dönüştürücü
gücünü şöyle haber verir:
"Sizin en hayırlınız Kur'an'ı öğrenen ve öğretendir." (Buhârî,
Fezâilü'l-Kur'ân, 21)
İmkânlarımızı Nerelere Harcıyoruz?
Kumara, piyango biletlerine, eğlencelere, sigaraya, içkiye rahatça para
buluruz. Ancak bir hayır işi yapmaya gelince ya da çocuğumuz faydalı bir kitap
parası isteyince hemen "Param yok!" der geçeriz.
Cenâb-ı Hak meşru olmayan kazanç ve harcamalar hakkında şöyle buyurur:
"Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları ancak
şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz." (Mâide
Suresi, 5/90)
Dürüstlük ve Güvenilirlik Nerede Kaldı?
Haram yer, harama bakarız. Hak yer, haksızlık yapar, her türlü fırıldağı
çevirip kimseye zerre kadar güven vermeyiz. Fakat kendimiz en ufak bir
haksızlığa uğradığımızda "Bu memlekette zaten adalet yok, kime
güveneceğiz!" diyerek sitem ederiz. Allah korkusu taşımadan her türlü
günahı işler, bize küçük bir yanlış yapıldığında ise "Yukarıda Allah var,
O sana soracak!" demeyi iyi biliriz.
Çalışansak işimizi aksatır, rüşvet yer, adam kayırırız. Esnaf veya
tüccarsak hile yapar, çürük mal satar, alayına dalavere katarız. İşlerimiz ters
tepince de "Bu memlekette herkes bozulmuş!" deriz.
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem emin bir müminin ve ahlakın ölçüsünü
şu mübarek sözleriyle çizer:
"Müslüman, diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu
kimsedir."
(Buhârî, Îmân, 4)
"Bizi aldatan bizden değildir." (Müslim, Îmân, 164)
"Allah rüşvet verene de alana da lanet etsin." (Tirmizî, Ahkâm,
9)
"Münafığın alameti üçtür: Konuşunca yalan söylemedi, söz verince
sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edilince hıyanet eder." (Buhârî,
Îmân, 24)
Çalışmak ve İşi Güzel Yapmak
Yan gelir yatar, hiç gayret ve çaba sarf etmeyiz. Üstelik yaptığımız işi
kalitesiz ve baştan savma yaparız. Kaliteli bir yabancı mal görünce de
"Elin gâvuru yapıyor arkadaş, helal olsun!" der geçeriz.
Oysa dinimiz, yaptığı işi ciddiyetle ve sağlam yapmayı emreder. Rasûlullah
Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyuruyor:
"Şüphesiz ki Allah, sizden birinizin yaptığı işi sağlam ve güzel
yapmasını sever." (Beyhakî, Şuabü'l-Îmân, IV, 334)
Ümmet Bilinci ve Duyarsızlık
İslâm coğrafyasında binlerce masumun kanı akarken kılı kıpırdamayan, gayret
göstermeyen, hiç değilse "Ümmet-i Muhammed uyansın ve ayağa kalksın!"
diye dua dahi etmeyen anlayışımız; kendi yakınlarımızın canı yanınca birden
parlar. Bu sefer de "Bu devletten, bu milletten, Müslümanlardan hayır
çıkmaz!" diyerek her şeyi kestirip atarız.
Kahvehane köşelerinde veya sosyal medyada saatlerce memleket kurtarır, onu
bunu suçlarız. Fakat sorumluluk alıp oy vermeye veya dürüstçe araştırmaya
gelince "Kim Allah, vatan ve millet hesabına çalışıyor?" diye
bakmayız. Takım tutar gibi parti tutarız. Hizmet alamayınca da bütün faturayı
devlete ve millete keseriz.
Zamanı ve Gençliği Suçlamaktan Vazgeçelim
"İnsanlar çok bozuldu; vicdan, din, iman, namus kalmadı..."
sohbetleri yapıp dururuz. Fakat hiçbir şekilde kendi sorumluluklarımızı
sorgulamayız. "Ben nerede yanlış yaptım?" deyip özeleştiri yapmayız.
Suçu hemen zamana atar, "Zamane gençliği işte!" der geçeriz.
Ayet-i kerimelerde insanın kendisiyle yüzleşmesi şöyle bildirilir:
"Doğrusu insan, kendi aleyhine şahittir." (Kıyâmet Suresi, 75/14)
"Nefislerinizi temize çıkarmayın. O, kimin takva sahibi olduğunu çok
iyi bilendir." (Necm Suresi, 53/32)
Kendimizi Düzeltmeden Dünya Değişmez
Bütün temennimiz; yaptığı işin en kalitelisini yapan, dürüst, güvenilir ve
çalışkan insanların çoğalmasıdır. Ne iş yaparsa yapsın görevini hakkıyla eda
eden insanlara asla sözümüz yoktur; zaten dünyamız onların yüzü suyu hürmetine
ayakta durmaktadır.
Ancak Unutmayalım ki:
Önce kendini düzeltmeyen, ailesini düzeltemez.
Ailesini düzeltmeyen, içinde bulunduğu toplumu düzeltemez.
Toplumu düzeltmeyen, milletini ve ülkesini düzeltemez.
Ülkesini düzeltmeyen, insanlığa fayda sağlayamaz.
Hikmet ehli zatların buyurduğu gibi:
Hasan-ı Basrî (rahimehullah):
"Sen kendini düzeltirsen, insanlar da senden istifade eder."
İmam-ı Rabbânî (rahimehullah):
"Bir kişinin düzelmesiyle, birçok kimsenin kurtuluşuna vesile
olunabilir."
Hikmet Ehli:
"Dünyayı değiştirmek isteyen, önce kendi kalbini
değiştirmelidir."
Hz. Ömer bin Hattâb Radiyallahü Anh ne güzel söylemiştir:
"Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz; amelleriniz
tartılmadan önce kendinizi tartınız."
Aynaya baktığımızda gördüğümüz insan düzelmeden aile düzelmez; aile
düzelmeden mahalle, mahalle düzelmeden şehir, şehir düzelmeden de memleket
düzelmez. Herkes kendi evinin önünü süpürürse, bütün sokak tertemiz olur.
Rabbimiz önce kendi nefsimizi ıslah etmeyi; ardından ailemize, çevremize ve
bütün insanlığa faydalı, dürüst ve çalışkan kullar olabilmeyi nasip eylesin.
Amellerimizi ihlâslı, sözlerimizi doğru, kazancımızı helâl, ahlâkımızı güzel
kılsın. Âmin.
Hoşça kalın, dostça kalın, Allah’ü Teâlâ’ya emanet olunuz efendim!
Yorumlar
Yorum Gönder