Rüzgârı Dava Eden Kadın

 Rüzgârı Dava Eden Kadın

Hz. Davut Aleyhisselâm zamanında yaşlı bir kadının 3 yetimi vardı. Yaşlı kadın birkaç gün çalışarak karşılığında bir çuval un kazanmış evine getiriyordu ki, aç olan çocuklarının kanını doyursun. Kadın evine dönerken yolda birden bir rüzgâr çıkar; kadının sırtında ki un çuvalını uçurur.

Kadının tüm emekleri bu rüzgârla heba olur. Yaşlı ve çaresiz kadın, başını iki elinin arasına alıp bu haline ağlamaya başlar.

O sırada Süleyman Aleyhisselâm o mahalleden geçiyordu.

O zamanda 10 yaşlarında bir çocuktu. Yaşlı kadının ağladığını görünce ona

“- Ey anne neden ağlıyorsun?” deyince yaşlı kadın:

“- Yoluna git çocuk, zaten benim derdim bana yeter!” dese de Süleyman nebi tekrar sorar derdini.

“- Söyle bana, ben Davut Aleyhisselâm’ın oğluyum!” der.

Kadın hiddetle:

“- Ben perişan olmuşum. Sen Davutoğlu Süleyman olsan ne olur!” der.

Süleyman nebi ısrar edince kadın bir nefes anlatmaya başlar.

“- Yavrularına rızıklarını götürürken dehşetli bir rüzgârın mahsulünü uçurduğunu, çocuklarının aç kaldıklarına ağladığını…” söyler.

"Hz. Süleyman kadına bakar ve:

“- Davut peygamber Aleyhisselâm sarayındadır, huzuruna çık rüzgârı ona dava et!” der.

Kadın:

“- Ey oğul, sen benimle alay mı geçersin? Rüzgâr dava mı edilir?” der.

Süleyman nebi:

“- Ey ana sen dediğimi yap. Davut Peygamber Aleyhisselâm sana çare bulmak zorundadır.” der ve çaresiz kadın isteksiz bir halde saraya gider.

Davut Aleyhisselâm vezirleriyle toplantı halindedir.

Biçare kadın içeri girer. Hz. Davut Aleyhisselâm yaşlı kadına:

“- Hanım ne istiyorsun?” der.

Kadın:

“- Ey Davut peygamber Aleyhisselâm bugün bir tufan koptu ve un çuvalımı uçurdu. Rüzgârı sana şikâyet etmeye geldim!” der.

Hz. Davut Aleyhisselâm güler ve:

“- Hiç rüzgâr şikâyet edilir mi? Verin şu kadına bir çuval un gitsin!” der.

Kadın bir çuval unu alıp mutlu bir şekilde saraydan çıkarken Süleyman nebi kadını durdurur:

“- Ey ana ne oldu?” der.

Kadın:

“- Allah sende razı olsun oğlum, baban bana bir çuval un verdi!” der.

Süleymân Nebi:

“Ey ana babam senin davana bakmamış, sana sadaka vermiş, içeri gir ve şikâyette bulun!” der.

Kadın şaşkın bir şekilde tekrar odaya girer.

Hz. Davut Aleyhisselâm:

“- Ey kadın yine ne var” deyince, kadın yine:

“- Rüzgârı dava etmeye geldim!” der.

Hz. Davut Aleyhisselâm:

“- Şu kadına bir çuval un daha verin ve gönderin!” der.

İki çuval unu alan kadın sevinçle saraydan çıkarken, Süleyman nebi kapının önünde kadına:

“- Ey ana dava görüldü mü?” diye tekrar sorar.

Kadın:

“- Baban iki çuval un verdi!” der.

Süleyman nebi hiddetlenerek:

“- Bu böyle olmaz. O sana sadaka veriyor sense hakkını istemiyorsun!” der tekrar dava için Davut peygamberin odasına gönderir.

Kadını gören Davut peygamber bu kez sinirlenir.

“- Nedir senin bu halin, ununu alıp dışarı çıkıyorsun, geri gelip aynı şeyi söylüyorsun!”

Kadın utanarak:

“- Bana kızma, oğlun Süleyman söylüyor bu davanın hak olduğunu…”

Bunu duyan Davut peygamber dışarı çıkar. Süleyman nebiye:

“Ey Süleyman rüzgâr dava edilir mi ve niye bu kadını ikide bir bana gönderiyorsun?” deyince:

Süleyman Nebi:

“- Ey babacığım, madem rüzgârı dava edemeyecektin niçin peygamber oldun ve ne için o tahta oturdun?” deyince…

Hz. Davut’un bacakları titrer ve bakar ki bu ilahi bir hikmet, odasına çekilip secdeye kapanır. Hüzünlü bir şekilde:

“Yarabbim, bu işin hikmeti nedir” diye niyaz eder"

"Cenabı hak Cebrail Aleyhisselâmı göndererek ona şöyle seslenir:

“- Ey Davut sabah askerlerini limana gönder. Oraya bir gemi yanaşacak. O gemiyle gelenleri alıp sana getirsinler.

“- Onların cevaplarıyla bu dava görülecektir.” buyurur.

Hz. Davut askerlerini limana gönderir. Askerler limanda beklerken, yalpalaya yalpalaya bir gemi yanaşır limana içerisinden güzel giyimli tüccarlar iner.

Tüccarlar askerlere, Davut Nebi’yi sorarlar.

Askerler de hayretle:

“- Sizleri bekliyor!” diyerek huzura getirirler.

Davut Aleyhisselâm:

“- Buyurun anlatın!” der.

Gurubun sözcüsü:

“- Biz Antakyalı tüccarlarız. Malımızı gemiye yükleyip Mısır’a satış için yola çıktık ve bir fırtınaya kapıldık.

“- Fırtına gemimizi kayalıklara vurup güvertesini deldi. Gemi su almaya başlayınca, hepimiz secdeye kapanıp,

“- Yarabbi, eğer bizi bu sıkıntıdan kurtarırsan malımızın onda birini sadaka vereceğiz!” diye yalvardık.

Biz dua ederken rüzgârın dehşetiyle bir çuval un gemimize uçtu ve geminin delik yerine girince o hamur suyu geçirmedi ve bizde batmaktan kurtulduk buraya kadar geldik. Gelirken de malımızın onda birini hesap ettik işte şu 3 tabak altın!” derler. 

Davut Aleyhisselâm, yaşlı kadın huzura çağırır ve kadına:

“- Senin davan görüldü. Bu üç tabak altını çocuklarına götür!” der.

Kadın sevinçle altınları alıp dışarı çıkınca kapının önünde, Süleyman Nebi’yi görür.

Süleyman Nebi kadına:

“- Davan görüldü mü?”

Deyince Kadın:

“- Senden Allah razı olsun görüldü!” der.

Süleyman Aleyhisselâm şöyle dedi:

“- Gördün mü ana? Eğer dava etmeseydin iki çuval unu sadaka olarak alacaktın. Ama dava edersen hakkını bulursun, ona ulaşırsın.”

Kıssadan Hisse:

Adalet mülkün temelidir. Yöneticilerimiz kesinlikle adil olmalı ve adaleti yerine getirmek için gece gündüz çalışmalıdır. Mü’minin iki silâhı vardır. Biri sabır biri de dua. Ne kadar sıkıntı çekerse çeksin bu ikisinden asla vazgeçmemelidir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Esmaül Hüsna (Arapça- Türkçe) دُعٰٓاءُ اَسْمٰٓاءُ الْحُسْنٰى

Şifa Salavâtı (Salavâtı Tıbbil Kulubi/Salâvatı Tıbbiye)

Kayıp Bulma Duaları