İbrahim Edhem Kuddise Sirrûh Hazretleri
İbrahim Edhem Kuddise Sirrûh Hazretleri
Künyesi, Ebû İshâk İbrâhîm b. Ethem b. Mansûr olan İbrahim bin Ethem Kuddise Sirrûh Hazretleri, Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya geldi. Anne ve babasının hac için Mekke’de bulunduğu sırada orada doğduğunu söyleyenler de vardır. Ailesi Arap kabilelerinden Benî İcl’e veya Temîm’e mensuptur.
Genç
yaşta zühd yoluna girmeye karar verinceye kadar Horasan’da yaşadı.
Memleketinden ayrılmadan önce birçok hizmetçisi bulunan zengin ve itibarlı bir
ailenin çocuğuydu. Sahip olduğu bütün dünya nimetlerinden vazgeçip zühd yolunu
seçmesiyle anılır oldu.
Belh
Sultanı İbrahim Edhem, bir gece kuş tüyü yatakta yatarken, sarayın damından
ayak sesleri işitti. Sinirlenmişti…
“-
Kim bu saatte o damdaki? Ne arıyorsun orada be adam? diye seslendi.
“-
Devemi kaybettim, onu arıyorum, diye cevap geldi.
Hükümdar,
iyice kızmıştı:
“-
Behey şaşkın! Damda deve mi olur! diye haykırdı. Damdaki, dedi ki:
“-
Ey hükümdar! Damda deve aranmaz da, atlas yataklarda Cennet aranır mı?
Bu
söz çok tesir etmişti... Sabah vezirleriyle görüşürken aklı fikri gece olan bu
olayda idi...
Bu
sırada bahçeden sesler gelmeye başladı. Pencereden bakınca, iri yarı bir gencin
saray muhafızları ile tartıştığını gördü. Seslenerek onları içeri çağırdı.
Delikanlıya ne istediğini sorunca:
“-
Ben hana girmek istiyorum, bunlar bırakmıyor, dedi.
“-
İyi ama burası han değil ki, saraydır, ben de padişahım dedi. Genç itiraz etti:
“-
Hayır burası bir han, dedi.
“-
Peki nasıl han oluyor?
“-
Senden önce burada kim vardı?
“-
Babam vardı.
“-
Ne oldu ona?
“-
Göçtü gitti.
“-
Ondan önce?
“-
Dedem vardı.
“-
Ona ne oldu?
“-
O da göçüp gitti.
“-
Peki, birinin konup birinin göçtüğü yere han denmez de ne denir?
Genç
bunları söyleyip, çekip gitti...
Gece
damdaki adamın sözleri ve şimdi de bu gencin sözleri hükümdarı düşüncelere sevk
etmişti... Biraz ferahlamak istiyordu... Av elbiselerini giyinip, kırlara doğru
sürdü atını... Bir ceylan gördü. Birkaç saat bununla uğraştı. Sonunda öyle bir
yere sıkıştırdı ki, artık hayvanın kaçacağı yer kalmamıştı.
Kendi
kendine;
“-
Beni çok yordun, şimdi ne yapacaksın, nasıl kurtulacaksın elimden? diye
söylendi. O anda ceylan, Allahü Teâlâ’nın izniyle dile gelip;
“-
Başka işin yok mu? Ne istiyorsun benden, beni öldürmek için mi yaratıldın? Asıl
vazifeni yapsana sen, dedi.
Hayretler
içinde kalan İbrahim Edhem, okunu yayını atıp hemen tövbe etti. Sultanlığı da
bıraktı, bir daha memleketine dönmedi. Gitti, İslam âlimlerine talebe oldu,
senelerce ilimle uğraştı. Sonunda "İbrahim Edhem Hazretleri" oldu.
Artık o bir "Gönül Sultanı"ydı...
İlim
Yolculuğu Ve Nefsi Mücadelesi
İbrâhim
bin Ethem gençlik çağında avlanırken iki defa, “Sen bunun için mi yaratıldın,
bunu yapmakla mı emrolundun?” şeklinde gaipten bir ses duymuş, aynı sesi üçüncü
defa atının sırtındaki eyerin kaşından da işitmesi üzerine bütün malını mülkünü
terk edip zühd yoluna girmeye karar verdi. Abdullah bin Mübârek Rahmetullahi
Aleyh’in de aralarında bulunduğu altmış kadar ilim yolcusu gençle birlikte
Mekke’ye doğru yola koyuldu.
Başlangıçta,
sahip olduğu geniş imkânları geride bırakıp vatanından ayrılmak kendisine ağır
gelmişse de bir daha geri dönmemek için nefsine karşı çetin bir mücadele verdi
ve kararında sebat etmeyi başardı. Bu sıradaki ruh halini, “Birçok acı çektim,
ancak vatanımdan ayrılmak kadar ağır geleni olmadı; nefsime karşı en şiddetli
kavgayı vatan hasreti hususunda verdim” şeklinde dile getirirdi.
Şam’da
Huzur Buldu
Horasan’dan
ayrıldıktan sonra Şam, Irak, Hicaz ve Rum (Anadolu) bölgelerine seyahatler
yapan İbrâhim Ethem Rahmetullahi Aleyh, Sûr, Kayseri’ye (o zamanki Şam
bölgesinin sahil şehri), Humus, Askalân, Beyrut, Basra, Kûfe, Mekke, Medine,
Kudüs, İskenderiye, Trablus, Antakya, Tarsus, Maraş gibi şehirleri dolaşıp
bostan bekçiliği, ırgatlık, değirmencilik gibi işler yaparak elinin emeğiyle
geçinmeye çalıştı. Hayatının en az yirmi dört yılını geçirdiği Dımaşk’ta hemşehrisi
Şakīk-i Belhî ile karşılaştığında ona memleketinde bulamadığı huzuru Şam
beldelerinde bulduğunu söyledi.
Bir
gün Şakik Belhi ona sordu:
“-
Ey Şakik nasıl geçiniyorsun? Şakik Belhi Rahmetullahi Aleyh cevap verdi:
“-
Bulunca yiyoruz, bulmayınca sabrediyoruz
İbrahim
Edhem Rahmetullahi Aleyh:
“-
Horasan'ın köpekleri de aynı şeyi yapıyorlar, bulunca yiyorlar, bulmayınca
sabrediyorlar, diye karşılık verdi
Belhi
Rahmetullahi Aleyh sordu:
“-
Peki siz ne yapıyorsunuz?
“-
Biz bulunca dağıtıyoruz, bulmayınca sabrediyoruz.
Babasının
Mirasından Hiçbir Şey Almadı
Mekke’de
iken babasının vefat ettiğini haber alınca ülkesine giderek babasının vasiyeti
üzerine malını gerekli yerlere dağıttıktan sonra kendi payını da diğer vârislere
bırakıp tekrar Mekke’ye döndü. Belh’ten ayrılmadan önce evlenmiş, bu evlilikten
bir oğlu olmuştu. Daha sonra hiç evlenmemiş, bununla birlikte evlenip çoluk
çocuk sahibi olmanın kendi bulunduğu durumdan daha hayırlı olduğunu da açıkça
ifade ederdi.
Hadis
Rivayet Etmiştir
Tâbiîn
ve tebeu’t-tâbiînden hadis rivayet eden İbrâhim Ethem Rahmetullahi Aleyh’in
bazı hadisleri mürsel olmakla birlikte kendisinin sika olduğu belirtilmektedir.
Hadis toplama yolunu seçmediği için az hadis rivayet etti. Onun hadis toplama
işine fazla rağbet etmemesinin çeşitli sebepleri var. Bunların başında, hadis
toplamakla meşgul olurken ameli ihmal etme endişesinin geldiği söylenir.
“İLİMLE
MEŞGUL OLURKEN İBADETLERİ İHMAL ETME”
Nitekim
kendisine, “Dinini korumak için ibadetin yanı sıra ilmi de ihmal etme” diyen
Ebû Hanîfe’ye, “Sen de ilminle amel etmeyi ve ibadetle meşgul olmayı ihmal
etme” diye cevap verdiği rivayet edilir.
Süfyân
es-Sevrî, İbrâhim Ethem’i hadis toplamadığı için tenkit etmeye kalkışınca ona,
“Sen kendini ‘haddesenâ, haddesenâ’ ile meşhur ettin” diyerek karşılık vermesi
hadis toplamaktan aynı zamanda riyâ korkusuyla kaçındığını gösterir.
Helal
Kazanca Büyük Önem Verirdi
Helâl
lokma yemeğe çok dikkat eder ve herkese de tavsiye buyururlardı. Bir gün
kendisine falanca yerde bir genç var. Gece-gündüz ibâdet ediyor, kendinden
geçiyor, dediler. Gencin yanına gidip üç gün misafir kaldı. Dikkat etti,
söylediklerinden daha çok şeyler gördü. Kendinin soğuk, halsiz, habersiz,
gencin ise, böyle uykusuz ve gayretli hâline şaşırıp kaldı. Genci, şeytan
aldatmış mıdır, yoksa hâlis ve doğru mudur anlamak istiyordu. Yediğine dikkat
etti. Lokması helâldan değildi. "Allahü ekber, bu hâlleri hep
şeytandandır" deyip, genci evine da'vet etti. Kendi lokmalarından bir tane
yedirince, gencin hâli değişip, o aşkı, o arzusu, o gayreti kalmadı. Genç,
İbrâhîm'e sorup, "Bana ne yapdın?" deyince, "Lokmaların helâlden
değildi. Yemek yerken, şeytan da midene giriyordu. O hâller, şeytandan
oluyordu. Helâl yiyince şeytan giremedi. Asıl, doğru hâlin meydana çıktı"
dedi.
İbrâhîm
Bin Ethem Hazretlerinin Ahde Vefâsı Ve Cömertliği
İbrâhîm
bin Ethem hazretlerinin ahde vefâsı (sözünde durması) ve cömertliği herkesi
hayrete düşürürdü. Süheyl bin İbrâhîm diyor ki: "İbrâhîm bin Ethem'le bir
müddet arkadaşlık etmiştim. Bir gün hastalandım. Acıktığımı anlıyarak
yiyeceğini bana verdi. "Canım bir şey istedi" deyince, O, hayvanını
sattı, parasını bana harcadı. Karşılaşınca: "Ey İbrâhîm, hayvanın
nerede?" diye sordum. "Sattık" cevâbını verdi. "O halde
şimdi neye bineceğim" dedim. O da, "Kardeşim sırtıma" dedi ve üç
menzil beni sırtında taşıdı."
İbrâhîm
bin Ethem Hazretlerinin Vefatı
Vefâtına yakın buyurdular ki: "Kırk yıl Mekke meyvesinden hiçbir şey yemedim, eğer sekerât-ül-mevt hâlinde (ölüm hâlinde) olmasaydım bunu söylemezdim. Çünkü, kazançları şüpheli olan askerlerden ba'zıları, Mekke topraklarından bir kısmını satın almış bulunuyorlardı. Yiyeceğim meyvelerin, bu kimselerin arazilerinde yetişebileceğini düşünerek yemedim."
Bir
gün yatsı namazını kılıp uzun uzun duâ etti ve: "Yâ Rabbi! Bana müslüman
olarak ölmeyi nasîb et! Sâlihler zümresine kat!" diye yalvardı. Sonra
seccadesinin üstünde bir müddet oturup durdu. Tefekküre daldı. Tam o sırada,
karşısına temiz kıyafetli, heybetli bir genç dikiliverdi. Yüzü ay gibi
parlıyordu. Bembeyaz bir elbise giymişti. Çok güzel kokular sürmüştü.
Gülümsüyordu. İbrâhîm bin Edhem hazretlerini bir şaşkınlık almıştı. Ona dönüp
sordu: "Siz kimsiniz?" Gelen, "Ben melek-ül-mevtim. Ölüm vakti
gelenlerin ruhunu kabz ederim." deyince, İbrâhîm bin Edhem hazretleri daha
da şaşırdı. Seccadesinin ö-nüne dikilen bu güzel yüzlü genç, insan olamazdı.
Sessiz sedasız gelmiş, karşısına nasıl dikilmişti? Şaşkınlığı devam ederken,
hemen hatırladı... "Allah iyi kullarının ruhunu alması için Azrâil
aleyhisselâmı, güzel sûretli bir genç şeklinde gönderecektir." Ölüm ânının
geldiğini anladı. Buna çok sevinerek "Allahım sana sonsuz şükürler
olsun" diye duâ etti. O esnada, kirâmenkâtibin melekleri de O'na
göründüler. Yaptığı iyi işleri yazmışlar, O'na gösteriyorlardı. İkisi birden
şöyle dediler: "Allahü teâlâ senin mükâfatını art-tırsın. Bizi, iyi
kişilerin toplandığı sohbetlere götürdün. Câmilere götürdün. Güzel şeyler
gördük, güzel şeyler işittik. İyi şeylerin yapıldığı yerlerde bizi
bulundurdun." İbrâhîm bin Edhem hazretlerine, bu sözlerden sonra
Cennet'teki yeri gösterildi. Azrâil aleyhisselâm emrindeki birçok melek ile
beraber gelmişti. Onlar da İbrâhîm bin Edhem hazretlerinin çok sevdiği
kokulardan sürünmüşlerdi. Kimi gül, kimi karanfil, kimi daha da güzel kokuların
arasında ruhunu teslim aldılar.
Yorumlar
Yorum Gönder