Mûtû Kable En Temûtû (Ölmeden Önce Ölünüz)
Mûtû Kable En Temûtû (Ölmeden Önce Ölünüz)
Vâsıl
olmaz kimse, Hakk’a cümleden dûr olmadan;
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan.
Sür
çıkar ağyârı dilden, tâ tecellî ide Hakk;
Pâdişâh konmaz sarâya hâne ma‘mûr olmadan.
“Mûtû
kable en temûtû”, sırrını fehm eyleyen;
Haşr ü neşri gördü bunda, nefha-i sûr olmadan.
Sen
müyesser eyle, yâ Rab bizlere beytin tavâf;
İlmin ile âmil eyle, vâde tekmîl olmadan.
Hak
cemâlin Kâ‘besini kıldı, âşıklar tavâf;
Yerde Kâ‘be gökyüzünde Beyt-i Ma‘mûr olmadan.
Mest
olup mestâne geldim tâ ezelden tâ ebede;
İçmişim aşkın şarâbın âb-ı engûr olmadan.
Mest
olanların kelâmı, kendinden gelmez velî;
Pes “Ene’l-Hakk” nice söyler kişi Mansûr olmadan.
Bir
acep sevdaya düşmüş tutuşur Şemsî müdâm,
Hakk’a makbûl olmak ister halka menfûr olmadan…
(Şemseddin
Sivâsî Rahmetullahi Aleyh)
Bugünkü
Türkçe İle Açıklaması
(Kişi,
Allah’a (Hakk’a) ulaşamaz; ta ki her şeyden (masivâdan) uzaklaşmadıkça. Gönül
hazinesi de nurlarla dolmadan açılmaz.)
(Kalbinden
yabancıları (Allah’tan başkasını) çıkar ki Hakk tecelli etsin. Saray imar
edilmeden padişah oraya girmez.)
“Mûtû
kable en temûtû” sırrını fehm eyleyen
Haşr ü neşri gördü bunda nefha-i sûr olmadan
“Ölmeden
önce ölünüz” sırrını anlayan kişi, daha bu dünyadayken dirilişi görür.
Nefsini öldüren kişi manevî dirilişe erer. Kıyamet sûrunun üflenmesini beklemez; hakikati burada yaşar.)
(Ya Rabbi! Bize Beyt’ini tavaf etmeyi nasip
et; vade dolmadan ilmimizle amel etmeyi ihsan et.)
(Âşıklar,
Hak cemalinin Kâbesini tavaf ederler; henüz yerde Kâbe, gökte Beyt-i Ma‘mûr yokken.
İlâhî aşk zamandan ve mekândan bağımsızdır.
Hakikat ezelîdir. Gerçek Kâbe, gönüldeki ilahî tecellidir.)
(Ezelden
ebede kadar mestim; üzüm suyu olmadan aşkın şarabını içmişim.)
Gerçek
mestlerin sözü kendilerinden değildir. Kişi Mansûr olmadan “Ene’l-Hakk” nasıl
diyebilir?
Şemsî
garip bir sevdaya düşmüş; sürekli yanıyor. Hakk’a makbul olmak ister ama halka
da kötü görünmek istemez.
[Gerçek âşık, halkın övgüsünü değil Hakk’ın rızasını aramalıdır.]
Tasavvufî
yorumu:
“Cümleden dûr olmak”: Allah’tan gayrı her şeyi kalpten çıkarmak,
“Kenz”: İlâhî sır hazinesi
“Pür-nûr olmak”: Kalbin ilahî nurla aydınlanması…
Kalp temizlenmeden, ilahî hakikat tecelli etmez…
Tasavvufun
özü:
Halktan yüz çevirip Hakk’a yönelmek,
Nefsi arındırmak,
İlâhî aşk ile dirilmek…
Kenz açılmaz şol gönülde tâ ki pür-nûr olmadan.
Pâdişâh konmaz sarâya hâne ma‘mûr olmadan.
Haşr ü neşri gördü bunda, nefha-i sûr olmadan.
İlmin ile âmil eyle, vâde tekmîl olmadan.
Yerde Kâ‘be gökyüzünde Beyt-i Ma‘mûr olmadan.
İçmişim aşkın şarâbın âb-ı engûr olmadan.
Pes “Ene’l-Hakk” nice söyler kişi Mansûr olmadan.
Hakk’a makbûl olmak ister halka menfûr olmadan…
Haşr ü neşri gördü bunda nefha-i sûr olmadan
Nefsini öldüren kişi manevî dirilişe erer. Kıyamet sûrunun üflenmesini beklemez; hakikati burada yaşar.)
İlâhî aşk zamandan ve mekândan bağımsızdır.
Hakikat ezelîdir. Gerçek Kâbe, gönüldeki ilahî tecellidir.)
[Gerçek âşık, halkın övgüsünü değil Hakk’ın rızasını aramalıdır.]
“Cümleden dûr olmak”: Allah’tan gayrı her şeyi kalpten çıkarmak,
“Kenz”: İlâhî sır hazinesi
“Pür-nûr olmak”: Kalbin ilahî nurla aydınlanması…
Kalp temizlenmeden, ilahî hakikat tecelli etmez…
Halktan yüz çevirip Hakk’a yönelmek,
Nefsi arındırmak,
İlâhî aşk ile dirilmek…
Yorumlar
Yorum Gönder