Yalan ve İnsan: Müthiş Bir Tezat

Yalan ve İnsan: Müthiş Bir Tezat
 
İnsan, yaratılışı gereği haber almaya meraklıdır. Fakat ne yazık ki çoğu zaman duyduğu haberin doğruluğunu araştırmadan ona inanır. Hele hele haber korku, panik ve sansasyon içeriyorsa, insanlar onu çok daha çabuk kabul eder.
 
İnsanoğlunun en garip çelişkilerinden biri, dünyevî tehlikeler karşısındaki aşırı duyarlılığına rağmen, kaçınılmaz olan ahiret hakikatine karşı sergilediği derin vurdumduymazlıktır.
 
Hiç tanımadığımız, güvenilir olup olmadığını bilmediğimiz bir kimse çıkıp:
 
"Şu dağın ardında büyük bir yangın var, çok yakında buraya da ulaşacak!" dese...
 
Hemen telaşa kapılır, eşyalarımızı toplamaya, kaçış yollarını düşünmeye başlarız.
 
Bir başkası:
 
"Yarın çok şiddetli bir deprem olacakmış!" dese...
 
Doğruluğunu araştırmadan tedbir almaya koyuluruz.
 
Bir diğeri:
 
"Eli silahlı çeteler şehri bastı, buraya doğru geliyorlar!" dese...
 
Kapıları kilitler, ailemizi korumaya çalışır, elimizdeki bütün imkânlarla tedbir almaya girişiriz.
 
Doğruluğu şüpheli, kaynağı belirsiz, sadece bir ihtimalden ibaret olan felaket haberlerine kolayca inanır; korkuya kapılır ve savunma mekanizmalarımızı hemen devreye sokarız.
 
Buna benzer nice asılsız haberler, nice yalanlar toplumları günlerce meşgul eder. İnsanlar doğruluğunu araştırmadan bunlara inanır, korkar, telaşlanır ve türlü tedbirler alırlar.
 
Hâlbuki Yüce Allah şöyle buyurur:
 
"Ey iman edenler! Eğer size fasık bir kimse bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa zarar verir de sonra yaptığınıza pişman olursunuz."
 
(Hucurât, 49/6)
 
Müminin görevi, her duyduğuna inanmak değil; araştırmak, doğruluğunu öğrenmek ve ona göre hareket etmektir.
 
Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
 
"Kişiye duyduğu her şeyi söylemesi yalan olarak yeter."
 
(Müslim, Mukaddime, 5)
 
Bugün sosyal medya ve dijital iletişim sayesinde yalan, birkaç dakika içinde milyonlarca insana ulaşabilmektedir. Nice insanlar doğruluğunu araştırmadan bu haberleri paylaşmakta, böylece farkında olmadan yalana ortak olmaktadır.
 
Fakat asıl düşündürücü olan bundan da ötesidir.
 
Kaynağı belirsiz bir habere hemen inanırız...
 
Fakat bütün âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ'nın haber verdiği kesin hakikatlere aynı teslimiyetle yaklaşmayız.
 
Oysa Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de defalarca bizleri uyarmaktadır:
 
"Ölüm var..."
 
"Kabir var..."
 
"Kıyamet yaklaştı..."
 
"Hesap var..."
 
"Mizan var..."
 
"Cennet var..."
 
"Cehennem var..."
 
Yine Rabbimiz şöyle buyurur:
 
"Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et."
 
(Hicr, 15/99)
 
Bu haberleri veren sıradan bir insan değildir.
 
Bu haberleri veren El-Hakk olan Allah Teâlâ'dır.
 
Bu hakikatleri insanlığa ulaştıran da hayatı boyunca bir tek yalan söylememiş, Mekke müşriklerinin bile el-Emîn ve es-Sâdık diye isimlendirdiği Hz. Muhammed Mustafa 'dir.
 
Buna rağmen insanların büyük bir kısmı bu hakikatleri ya hiç düşünmemekte ya da hiç gerçekleşmeyecekmiş gibi yaşamaktadır.
 
Kur'ân-ı Kerîm şöyle buyurur:
 
"Her nefis ölümü tadacaktır. Sonra bize döndürüleceksiniz."
 
(Ankebût, 29/57)
 
Bir başka ayette ise:
 
"Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size yetişecektir."
 
(Nisâ, 4/78)
 
Ölüm, insanların en kesin gerçeğidir.
 
Fakat en çok unutulan da yine odur.
 
Peygamber Efendimiz buyurmuştur:
 
"Lezzetleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayın."
 
(Tirmizî, Zühd, 4)
 
Yine Resûlullah şöyle buyurmuştur:
 
"Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir."
 
(Tirmizî, Kıyâme, 25)
 
İnsan dünyadaki kısa bir yolculuk için günlerce, aylarca hazırlık yapmaktadır.
 
Bir yolculuğa çıkacak olsa bavulunu hazırlar.
 
Bir sınava girecek olsa aylarca çalışır.
 
Deprem ihtimaline karşı evini güçlendirir.
 
Yangına karşı sigorta yaptırır.
 
Hastalığa karşı ilaç stoklar.
 
Fakat kesin olarak çıkacağı ahiret yolculuğu için çoğu zaman hiçbir hazırlık yapmaz.
 
Üstelik hemen her gün genç yaşta, sağlıklı görünen insanların ansızın vefat ettiğine şahit olduğumuz hâlde...
 
İşte asıl şaşılacak olan budur.
 
İnsanların çoğu doğruluğu kesin olmayan söylentilere göre hayatını değiştirebilir; fakat doğruluğu Allah tarafından bildirilen ölüm ve hesap gerçeği karşısında aynı ciddiyeti göstermez.
 
İşte bu, insanın nefsiyle ve gafletiyle yaptığı en büyük pazarlıktır.
 
Ahiret Hakikati Karşısında Hikmetli Sözler
 
Hz. Ali (radıyallahu anh) şöyle buyurur:
 
"Dünya arkayı dönüp gitmektedir, ahiret ise yaklaşmaktadır. Siz ahiretin evlatlarından olun; dünyanın evlatlarından olmayın."
 
Yine ona nispet edilen meşhur söz ne kadar düşündürücüdür:
 
"İnsanlar uykudadır; öldükleri zaman uyanırlar."
 
Hasan-ı Basrî (rahimehullah) şöyle der:
 
"Ey Âdemoğlu! Sen günlerden ibaretsin. Bir gün geçince senin de bir parçan gitmiş olur."
 
Yine onun şu sözü de gafletin özeti gibidir:
 
"Ölüm, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir hakikattir. Fakat insanlar ona, sanki en şüpheli şeymiş gibi davranmaktadır."
 
İmam Gazâlî (rahimehullah) ise insanın bu çelişkisini şu çarpıcı misalle anlatır:
 
"Bir kimse sana evinde zehirli bir akrep bulunduğunu söylese, onun doğruluğundan tam emin olmasan bile hemen tedbir alırsın. Fakat peygamberler sana cehennem ateşinden haber verdiği hâlde neden aynı ciddiyeti göstermiyorsun?"
 
Gerçek mümin, insanların yaydığı söylentilerden çok Allah'ın haber verdiği hakikatlere inanandır.
 
Çünkü Allah'ın vaadi haktır.
 
"Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?" (Nisâ, 4/122)
 
"Bu dünya hayatı aldatıcı bir geçimden başka bir şey değildir." (Âl-i İmrân, 3/185)
 
Öyleyse kendimize şu soruyu sormalıyız:
 
Doğruluğu belli olmayan haberler için bu kadar tedbir alıyorsak, Allah Teâlâ'nın kesin olarak haber verdiği ölüm, hesap, cennet ve cehennem için ne kadar hazırlık yapıyoruz?
 
Asıl tedbir yalnızca dünya için alınan tedbir değildir.
 
Gerçek tedbir; imanı muhafaza etmek, salih ameller işlemek, kalbi tasfiye etmek, nefsi tezkiye etmek, haramlardan sakınmak, kul haklarından kaçınmak, samimi bir tevbe ile Allah'ın huzuruna yüz akıyla çıkmaya gayret etmektir.
 
Sonuç: Ağlamaya Değer Bir Gaflet
 
Sonuç olarak; aslı astarı olmayan dedikodulara, doğruluğu ispat edilmemiş felaket senaryolarına inanıp huzurunu kaçıran; buna karşılık mutlak bir gerçek olarak her an kapısını çalmaya hazır olan ölümü, kabri, hesabı ve ahireti görmezden gelen akıl, büyük bir aldanış içindedir.
 
Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur:
 
"Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır. Âciz kişi ise nefsinin arzularına uyup Allah'tan bağışlanma ve cenneti umandır."
 
(Tirmizî, Kıyâme, 25)
 
İhtimal dâhilindeki tehlikeler için gecesini gündüzüne katan, yıllarca hazırlık yapan insanın; gerçekleşmesi kesin olan ölüm, kabir, hesap ve ebedî hayat için hazırlık yapmaması, insanın içine düştüğü en hazin çelişki ve gafletin en acı tablosudur.
 
Bugün başkalarının ölüm haberlerini okuyan bizler, yarın başkalarının okuyacağı bir ölüm haberine dönüşeceğiz. Bugün omuzlarımızda taşıdığımız beden, bir gün omuzlarda taşınacaktır. Bugün yaşadığımız evlerden çıkmak istemeyen bizler, yarın birkaç metrelik bir kabre gireceğiz. İşte değişmeyecek hakikat budur.
 
Öyleyse akıllı insan; doğruluğu şüpheli sözlerin peşinden koşan değil, Allah'ın ve Resûlü'nün haber verdiği kesin hakikatlere iman edip ona göre yaşayan insandır. Çünkü gerçek tedbir, dünyayı korumaktan önce ahireti kazanmaya çalışmaktır.
 
Cenâb-ı Hak bizleri yalanların peşinde ömür tüketenlerden değil; hakikatin peşinden yürüyen, ölüm gelmeden önce nefsini hesaba çeken ve ahiret azığını hazırlayan kullarından eylesin.
 
Âmin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Esmaül Hüsna (Arapça- Türkçe) دُعٰٓاءُ اَسْمٰٓاءُ الْحُسْنٰى

Devri Alâ Duası حزب الدَّورُ الأَعلَى (حِزْبُ الوِقَايَةِ)

Kayıp Bulma Duaları