Yahudiler Niçin Lânetlenmiştir?
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının Allah Teâlâ’ya verdikleri sözü bozdukları ve ilahî emanetlere sadık kalmadıkları ifade edilir. Bu durum genellikle “misakı bozmak” (ahidlerini çiğnemek) şeklinde anlatılır.
Konuyla ilgili bazı ayetler:
(Bakara Sûresi, 40, - 83, - 100; Nisa Sûresi, 155 Mâide Sûresi, 12–13)
Bu ayetlerde: Allah Teâlâ’ya verilen sözlerin bozulması, peygamberlere karşı gelinmesi, bazı hükümlerin gizlenmesi veya değiştirilmesi, ilahî emirlere sadakatsizlik gibi davranışlar eleştirilir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının vahyi gizlemeleri, değiştirmeleri veya yanlış yorumlamaları eleştirilir. İslamî literatürde bu durum “vahye ihanet”, “kitabı tahrif” veya “hakkı gizleme” şeklinde ifade edilir.
Bu konuyla ilgili bazı ayetler:
(Bakara Sûresi, 75 - 79, - 146; Âl-i İmrân Sûresi, 71 - 78; Mâide Sûresi, 13 - 41)
Bu ayetlerde: vahiy metinlerini değiştirme, gerçeği gizleme, ayetleri yanlış yorumlama, ilahî hükümleri çıkar uğruna çarpıtma gibi davranışlar eleştirilir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının peygamberlere karşı gelmeleri, onları yalanlamaları ve bazı peygamberleri haksız yere öldürmeleri eleştirilir.
(Bakara Sûresi, 61-87-91; Âl-i İmrân Sûresi, 21-112-181; Nisa Sûresi, 155)
Bu ayetlerde: peygamberleri yalanlama, Allah Teâlâ’nın elçilerine karşı kibir gösterme, hoşlarına gitmeyen peygamberlere düşmanlık etme, bazı peygamberleri haksız yere öldürme gibi davranışlar eleştirilir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının ahiret inancına yaklaşımı eleştirilir. Bu eleştiriler genellikle ahireti inkâr etme, onu hafife alma veya kendi lehlerine olacak şekilde yanlış yorumlama bağlamında anlatılır.
Konuyla ilgili bazı ayetler: (Bakara Sûresi, 80–81-94–96
Cuma Sûresi, 6–7)
Bu ayetlerde geçen eleştiriler:
“Biz zaten seçilmişiz, bize azap gelmez” gibi iddialar, ahiret sorumluluğunu hafife alma, dünya menfaati için dini hükümleri çarpıtma şeklinde özetlenebilir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının kendilerine verilen şeriat (ilâhi hukuk sistemi) karşısındaki tutumları eleştirilir. Buradaki “ihanet” ifadesi genellikle hükümlere uymama, hükümleri değiştirme veya çıkarlarına göre uygulama şeklinde açıklanır.
Konuyla ilgili ayetlerden bazıları: (Bakara Sûresi, 83–85-93; Nisa Sûresi, 160–161; Mâide Sûresi, 41-44-66)
Bu ayetlerde eleştirilen davranışlar:
Tevrat hükümlerini gizlemek veya çarpıtmak, hükümlerin bir kısmına uyup bir kısmını terk etmek, dini kuralları kişisel çıkar için değiştirmek, adalet yerine keyfi uygulamalar yapmak.
Kur’an-ı Kerim, şeriatın sadece bilgi değil, adalet ve sorumluluk gerektiren bir yaşam düzeni olduğunu vurgular. Bu nedenle eleştiriler, ilâhi hukuka sadakatsizlik ve tutarsız uygulamalara yöneliktir.
Kur’an-ı Kerim’de “emanet” (güven, sorumluluk, verilen görev ve ilahî yükümlülükler) kavramı çok geniş bir ahlaki ilke olarak ele alınır. Bazı Yahudi topluluklarının kendilerine verilen emanetlere sadık kalmamaları da bu bağlamda eleştirilen davranışlar arasındadır.
Konuyla ilgili bazı ayetler:
(Bakara 2:75, 2:83; Nisa 4:58, 4:155; Mâide 5:12–13)
Bu ayetlerde eleştirilen davranışlar:
Emanet edilen ilahî bilgiyi gizlemek veya değiştirmek, verilen sözlere sadık kalmamak, adaletli davranmamak, dini sorumlulukları kişisel çıkar için kullanmak.
Kur’an-ı Kerim’e göre emanet, sadece maddi bir güven değil; bilgi, adalet, görev ve ahlaki sorumlulukları da kapsar. Bu yüzden ihanet, bu sorumlulukların bilinçli olarak yerine getirilmemesi anlamında kullanılır.
Aynı zamanda Kur’an-ı Kerim, emanet ve ahde sadakat ilkesini genel bir insanlık ölçüsü olarak sunar; belirli bir topluluğa indirgenmiş bir özellik olarak değil, evrensel bir ahlaki sorumluluk olarak değerlendirir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarına nispet edilen ifadelerden biri de Allah Teâlâ’ya “cimrilik” isnat etmeleri ve Allah Teâlâ’nın fakir, insanların ise zengin olduğu gibi yanlış bir anlayışa düşmeleridir.
Bu konu özellikle şu ayetlerde geçer: (Bakara 2:245; Âl-i İmrân 3:181)
Bu ayetlerde eleştirilen düşünceler şunlardır:
Allah Teâlâ’nın elini “bağlı” (cimri) görme iddiası, Allah Teâlâ’nın fakir, insanların zengin olduğu şeklinde yanlış bir söylem, ilahî nimetleri küçümseme veya yanlış yorumlama.
Kur’an-ı Kerim bu tür ifadeleri, Allah Teâlâ’nın mutlak kudretine ve sınırsız rahmetine aykırı inançlar olarak reddeder. İslam teolojisinde Allah Teâlâ’nın “cömertliği” ve “mutlak zenginliği” (Gani oluşu) temel bir ilkedir.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ’ya “çocuk isnat etme” (O’nun bir oğlu olduğu iddiası) özellikle reddedilen bir inançtır. Bu konu sadece Yahudilerle sınırlı değil; Hristiyanlıkta bazı inanç yorumlarına ve genel olarak müşrik inançlara yönelik bir eleştiri olarak geçer.
Yahudilerle ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de geçen temel ifade, “Allah Teâlâ’nın oğlu vardır” iddiasının reddidir:
(Bakara 2:116; Tevbe 9:30; İhlas 112:1–4)
Bu ayetlerde:
Allah Teâlâ’nın doğurmadığı ve doğurulmadığı, O’na hiçbir varlığın denk olmadığı, O’na çocuk isnadının teolojik olarak reddedildiği vurgulanır.
Kur’an-ı Kerim’de’in genel yaklaşımında Allah Teâlâ’nın mutlak birliği (tevhid) esastır. Bu yüzden “çocuk isnadı” gibi ifadeler, Allah Teâlâ’nın yüceliği ve benzersizliği ile bağdaşmayan inançlar olarak ele alınır.
Kur’an-ı Kerim’de “şirk” (Allah Teâlâ’ya ortak koşma) en ağır tevhid ihlali olarak kabul edilir ve bu konu farklı topluluklar bağlamında ele alınır. Yahudilerle ilgili anlatımlarda ise daha çok bazı inanç ve tutumların tevhid ilkesine aykırı görülmesi üzerinde durulur.
Kur’an-ı Kerim’e göre Yahudiler arasında bazı grupların: Allah Teâlâ’nın emirlerini yanlış yorumladıkları, dinî otorite olarak bazı insanları aşırı yücelttikleri, bazı söz ve inançlarda tevhid ilkesinden uzaklaştıkları ifade edilir. Bu tür durumlar İslamî literatürde “şirk” kavramına yaklaşan sapmalar olarak değerlendirilir.
Konuyla ilgili ayetlerden bazıları:
(Tevbe 9:30–31 (bazı din adamlarını “rab” edinme eleştirisi);
Bakara 2:116 (Allah Teâlâ’ya çocuk isnadı ve tevhid vurgusu); Mâide 5:77 (dinde aşırılık ve sınırları aşma eleştirisi)
Kur’an-ı Kerim’in genel yaklaşımında şunu vurgulamak önemlidir:
Şirk eleştirisi belirli etnik bir kimliğe değil, Allah Teâlâ’nın birliğine aykırı görülen inanç ve uygulamalara yöneliktir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının Allah Teâlâ’nın âyetlerini gizlemeleri, anlamlarını saptırmaları veya metni/yorumu değiştirmeleri “tahrif” ve “kitmân (gizleme)” kavramlarıyla ifade edilir. Bu eleştiriler, özellikle dinî bilgiyi doğru aktarmama ve hükümleri çıkarlarına göre yorumlama bağlamında geçer.
Konuyla ilgili başlıca ayetler:
(Bakara 2:75, 2:79, 2:146; Âl-i İmrân 3:71, 3:78; Mâide 5:13, 5:41)
Bu ayetlerde geçen eleştiriler genel olarak şunları kapsar:
İlâhî vahyi gizleme (kitmân), metni veya anlamı değiştirme (tahrif), gerçeği bildikleri hâlde saklama, hükümleri kişisel çıkar veya toplumsal baskıya göre yorumlama.
Kur’an-ı Kerim’in teolojik çerçevesinde “vahiy”, doğru aktarılması ve uygulanması gereken ilahî bir emanet olarak görülür. Bu nedenle gizleme veya çarpıtma, ağır bir ahlaki ve dinî ihlal olarak değerlendirilir.
Kur’an-ı Kerim’de “tahrif” (ilâhî metni veya anlamı bozma/değiştirme)
ve “kitmân” (hakikati gizleme) kavramları bazı Yahudi topluluklarının tutumları bağlamında eleştirilir. Bu anlatım, özellikle vahyin doğru aktarılmaması veya anlamının saptırılması üzerinden açıklanır.
İlgili ayetlerden bazıları:
(Bakara 2:75, 2:79, 2:146; Âl-i İmrân 3:71, 3:78; Mâide 5:13, 5:41)
Bu ayetlerde geçen eleştiriler genel olarak şunları kapsar:
İlâhî mesajı gizleme veya seçici aktarma, metni ya da anlamı çarpıtma,
gerçeği bildikleri hâlde saklama, dini hükümleri çıkar doğrultusunda yorumlama.
Kur’an-ı Kerim’e göre vahiy, insanlara doğruyu göstermek için verilen
bir emanet olduğundan, onun gizlenmesi veya çarpıtılması ağır bir sorumluluk ihlali olarak değerlendirilir.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının inkâr etmeleri ve yeryüzünde fesat/bozgunculuk çıkarmaları eleştirilir. Bu konuyla ilgili zikredilen bazı Sure ve ayetlerde genel olarak: peygamberleri yalanlama, Allah Teâlâ’nın ayetlerini inkâr etme, kibir ve isyan, toplum içinde fesat çıkarma, adaletten uzaklaşma gibi davranışlar eleştirilir.
Bu konu özellikle şu ayetlerde geçer:
(Bakara 2:61, 2:87, 2:100 Nisa 4:155–160 Mâide 5:64 İsra 17:4)
Zalimce tutumları ve toplumsal huzuru bozacak davranışlarda bulunmaları…
Bu konuyla ilgili örnek ayetler:
(Nisa 160–161 Maide 64 Bakara 60 İsra 4)
Bu ayetlerde: Haksızlık yapma, insanların mallarını kötü yollarla yeme, toplum içinde bozgunculuk çıkarma, ilahî emirlere karşı gelme gibi davranışlar eleştirilir.
Gibi nedenlere dayanmaktadır.
Kur’an-ı Kerim’de bazı Yahudi topluluklarının kendilerine verilen nimetlere karşı nankörlük etmeleri (küfrân-ı nimet) ve Allah Teâlâ’nın emirlerine karşı gelmeleri eleştirilir. Buradaki “nankörlük”, verilen nimetleri inkâr etme, küçümseme veya onlara karşı isyankâr tutum sergileme anlamında kullanılır.
Konuyla ilgili bazı ayetler:
(Bakara Sûresi, 47, 61, 90; A'raf Sûresi, 163–166; Isra Sûresi, 4–7)
Bu ayetlerde eleştirilen davranışlar:
Allah Teâlâ’nın verdiği nimetleri inkâr etmek veya küçümsemek, peygamberlere karşı gelmek, ilahî emirleri ihlal etmek, uyarılara rağmen aynı hataları sürdürmek.
Kur’an-ı Kerim’in genel yaklaşımında nankörlük, sadece bir duygu değil; ilahî nimete karşı bilinçli olarak sorumsuz davranma şeklinde tanımlanır.
10-
Yahudiler, Nankörlük ve İtaatsizlik Yaptılar:
Allah Teâlâ’nın kendilerine
verdiği nimetlere (kudret helvası ve bıldırcın eti gibi) nankörlük etmeleri ve
emirlerine karşı gelmeleri.
Bu lânet, ilâhi
rahmetten uzaklaştırılmaları ve zillet içinde yaşamaları anlamını taşır. Bu lânetleme,
sadece belirli bir tarihsel kesime değil, bu zihniyeti (hakikate karşı direnme
ve itaatsizlik) benimseyen her kesime yönelik olarak Kur'an-ı Kerim'de yer almaktadır.
Bakara Suresi,
47-48. Ayetler: İsrailoğulları'na verilen nimetler hatırlatıldıktan sonra,
Allah'ın emirlerine uymaları ve nankörlükten kaçınmaları istenir.
Bakara Suresi, 211.
Ayet: İsrailoğulları'na nice açık ayetler (mucizeler/nimetler) verildiği ancak
bunların değerinin bilinmediği belirtilir. Nahl Suresi, 55. Ayet: Kendilerine
verilen nimetlere nankörlük ettikleri vurgulanır.
Bakara Suresi, 74.
Ayet ve Devamı: Yahudilerin kalplerinin taşlaşması, Allah'ın emirlerine karşı
inatçılıkları ve bozgunculukları anlatılır.
İsrâ Suresi, 4-5.
Ayetler: İsrailoğulları'nın yeryüzünde iki kez büyük bozgunculuk ve taşkınlık
(itaatsizlik) çıkaracakları ve bunun sonucunda cezalandırılacakları bildirilir.
Mâide Suresi, 13.
Ayet: Ahitlerini (sözlerini) bozmaları sebebiyle lanetlendikleri ve kalplerinin
katılaştığı belirtilir.
“Ebû Ubeyde b. Cerrâh’tan rivayet edildiğine göre, diyor ki: “Bir gün Resûlullah’a sordum, dedim ki: Ya Rasûlullah! Allah katında şehitlerin en değerlisi hangisidir?” Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem dedi ki: “Zalim idarecinin karşısına çıkarak ona iyiliği emredip, kötülükten meneden ve bu yüzden o idareci tarafından şehit edilen en değerli şehittir.”
Bu sefer kendisine “İnsanların en şiddetli azaba uğrayacak olanları kimlerdir?” diye sordum. Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki: “Bir peygamberi veya kendisine iyiliği emredip kötülükten meneden kimseyi öldüren kişidir.”
Bunu dedikten sonra şu ayeti okudu: “Allah Teâlâ’nın âyetlerini inkâr edenler, peygamberleri haksız yere öldürenler, insanlardan adaleti emredenleri öldürenler var ya işte onlara acı azap dolu bir karşılığı müjdele!” (Âl-i İmrân 3/21)
Sonra Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle sözüne devam etti: “Dinle Ey Ebû Ubeyde! Yahudiler günün ilk saatlerinde kırk üç peygamber şehit ettiler. Bunun üzerine içlerinden yüz on iki adam çıktı ve peygamberleri öldürenlere iyiliği tavsiye, kötülükten nehy ettiler. Yahudiler günün sonunda bunları da öldürdüler.” (Heysemi, Mecmâu’z-zevaid, 12/494)
Bugün de yeryüzünde fesat ve bozgunluk çıkaran; kan döken ve bölücülük yapan; terör örgütlerini kuran; masum ülkelere saldıran; çoluk-çocuk, sivil-asker genç-yaşlı herkesi öldüren; hastane-okul Pazar yeri bombalayan azgın-soykırımcı Siyonist Yahudiler’dir.
Azgın, Soykırımcı Siyonist İsrail, Gazze’de çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden her yeri bombalıyor. Özellikle de hastane ve okul gibi sivil Müslüman halkın sığındığı yerleri hedef alıyor. Öyle gözü dönmüş ki Dünya’nın gözü önünde uluslararası hukukta bile savaş suçu kabul edilen her türlü katliamı yapmaktan çekinmiyor. Buna rağmen Amerika başta olmak üzere, birçok Batı ülkesi kendilerine destek veren açıklamalarda bulunduğu gibi; bazıları da bizzat fiili olarak destekliyor.
İsrail’in yaptığı bu vahşet, Yahudilerin ne kadar nankör, insaniyetten yoksun, ne derece zalim, acımasız ve Müslümanlara karşı kin ve nefretle dolu olduklarını bir kere daha göstermiştir. Yahudiler, bugün Ortadoğu’nun işgalinde olduğu gibi tarih boyunca savaşlar, ihtilâller çıkarmış, entrikaları hiç bitmemiştir. Her çeşit fitne-fesat hareketinin altında mutlaka bir Yahudi parmağının çıkması mümkündür.
Kendilerini seçilmiş üstün ırk görerek geçmişte diğer halklara zulmetmekten hiç çekinmemiş bugün de aynı zalimliklerini sürdürmektedirler.
Artık dünya halkı uyanmalı ve Siyonizm’e karşı birleşmelidir. Bugün Müslümanlara yapılan saldırılar yarın dinine ve ırkına bakılmadan Siyonist olmayan tüm insanlara yapılacaktır. Buna Siyonist olmayan masum Yahudiler de dahildir.
Yorumlar
Yorum Gönder