Epstein Medeniyeti!
Epstein Medeniyeti!
Epstein
davasına ilişkin belgelerin küçük bir kısmı daha yayınlandı. Hepiniz
görüyorsunuz… Çok fazla pislik, çok fazla kötülük var. Bir noktadan sonra her
birini tek tek anlatmanın, konuşmanın bir anlamı kalmıyor.
Ne
yaparsak yapalım, karşımıza çıkan bu iğrençliği bir “insanlık durumu” olarak
tasnif etmemiz mümkün değil. Yani, bir grup insanın bu denli canavarlaşmasını
insana dair tanımlamalar ile izah edecek argümanımız yok.
Dolayısı
ile gerçek bir anlamlandırma için konunun ahlaki boyutundan biraz daha öteye
gitmemiz; bir başka zemine, politik alana geçmemiz gerekiyor.
Doğrusu
Epstein Adası, Batı medeniyetinin zirvesidir.
“İnsanlığın
kurtuluşu” olarak kutsanan aydınlanma, işe Kilise ile kavga ederek başlamıştı.
Maalesef vardığı nokta hiç de iç açıcı olmadı.
“Kralı
ve Tanrı’yı yeneceğim”
diye yola koyulan insan, sonunda ‘kendi ahlakını yenme’ meselesi ile karşı
karşıya kaldı…. Epstein gibi yaratıklar
işte bu çatlaktan fışkırdı.
Bugün,
tüm Batı dünyası bir Epstein Adasına dönüşmüştür. Batı’da bu pisliğin
bulaşmadığı bir yüksek makam kalmadığına göre, “insanlığın medeniyet ufku”
olarak tarif edilen yer, aslında çürümenin zirvesidir.
Değerli
okuyucular, esasen şunu demek istiyorum: İnsanların yaptığı bunca kötülüğü
konuşuyoruz ama gerçekte insanın özü bu değildir. Gördüğümüz, -insanı kendisi
ile kavgaya zorlayan- ideolojik bir sapmanın sonuçlarıdır. Bu bir….
İkincisi,
bu rezilliği politik bir tuzak olarak tezgahlayan küresel Siyonizm’dir.
Tam
da bekleneceği gibi…
Paraya
ve güce tapan, tüm insanlardan üstün olduklarına ve Tanrı tarafından
seçildiklerine inanan bir sapıklar güruhunun, kendi deyimi ile “goyimler”
için böylesi bir tezgâh organize etmesi hiç de şaşırtıcı değil. Mossad’ın bu
işteki merkezi rolünü görmemek için af buyurun, ‘geri zekâlı’ olmak
lazım.
Demek
ki Mossad iddia edildiği gibi “Batı medeniyetini de tehdit eden bir güç” değil,
aslında “Batı medeniyetinin muhafızıdır.”
Şimdi
bu ikisinden de kritik olana, Epstein’a dair en önemli noktaya gelelim…
Batı
medeniyeti deyip durduğumuz nedir acaba? Bunun adını koymamız lazım.
Epstein’i
ve benzerlerini üreten, bunları dünyaya hakim kılan, işledikleri cürümlerin
üzerinin örtülmesini sağlayan düzenin bir arka planı, bir reçetesi yok mu? Olay
salt bir “medeniyet” tanımından mı ibaret?
Cevaplayalım…
Epstein,
bu medeniyetin müşahhas adıdır. Aslı ise adı ile sanı ile “kapitalizmdir”. Batı
medeniyeti diye kötülüklerini anlattığımız, kapitalist düzenden başka bir şey
değildir.
Kapitalizmde
ilk başta ihtiyaç duyulan şey para ve faiz sistemi idi. Akıl almaz miktarlarda
serveti dünyanın patronlarına aktarmanın tek yolu buydu. Sonra bunlardan
fazlası geldi. Faiz ekonomisinin hakimleri dijital ekonomiyi icat etti. Daha
önce benzeri görülmemiş miktarda para ABD’li zenginlerin kasasına aktı. Google,
Facebook gibi “hiçbir fiziksel ürün üretmeyen” şirketlerin değeri akıl almaz
boyutlara ulaştı. Bankacılık, dijital teknolojiler ve uluslararası ticaretle
zenginleşen bu yeni sermaye sınıfı, “insanlığı dünyaya ve kendisine bir yük
olarak görmeye” başladı.
Epstein,
sapkınlıktan veya hastalıklı zengin eğlencesinden öte bir şeydir. Kapitalizmin
efendileri, o denli şımarmıştır ki kendilerini “tanrı” gibi görmekte, o rolü
oynamaktadır.
Bunun
için, Epstein vakası bize insanın sapkınlık potansiyelini değil, faiz düzeni
kapitalizmin ürettiği adaletsizliğin boyutlarını göstermeli.
Çünkü
insan, doğuştan kötü değildir. Adaletli bir sistem içinde iyi olur ve iyi olanı
üretebilir. Adaletsiz sistem ise her zaman kötüye alan açar.
Demek
ki sormamız gereken soru da kapitalist düzenin alternatifi üzerine olmalıdır.
Türk milleti, böylesi bir alternatif üretmeye muktedir midir, değil midir? Bu
sorunun yanıtı sadece bizim ile değil tüm dünyanın geleceği ile ilgili…
Kaynak: Gaffar Yakınca - Haber7 Yazarı
Yorumlar
Yorum Gönder