Zikrin Adapları
Zikrin Adapları
Zikir müridin kılıcıdır. Onunla düşmanlarıyla savaşır,
düşmanlarını öldürür.
Mürid, gelen afetleri zikir ile defeder. Bir cemaate, bir kavme
belâ nazil olduğu zaman, zikir onların içinde varsa, o belâyı onlardan çevirir.
Alimler zikir kalbe yerleştiği zaman, şeytanın sara hastalığına
düştüğünde ittifak etmişlerdir.
Nasıl bazı insanları cin çarpıyor. İnsanlar da diyorlar, buna ne
olmuş? Onu cinler çarptı, onun için saraya yakalandı, derler ya, şeytan da
zikir yapan kişiye yaklaştığı zaman, o da o şekilde saraya tutuluyor. Şeytanlar
onun etrafında toplanıyorlar, ne oldu buna? diyorlar. O zaman diğer şeytanlar:
“Bu zikir eden bir kimseye yaklaştı ve saraya yakalandı.”
İşte, zikir o kadar kıymetlidir. Zikir şeytanı bu kadar mahvediyor.
Ulema,
zikirden menfaat elde etmek için, zikrin âdâblarını bin taneye kadar saymışlar.
Yalnız aşağıda sayacağımız yirmi âdâb, bu bin tane âdâbın hepsini kendinde
topluyor.
Bu âdâblara riayet eden kişiler, zikirden çok menfaat alıyorlar,
bunlara riayet etmeyenler de menfaatten biraz mahrum kalıyorlar.
Bu yirmi âdâbdan beş tanesi zikirden önceki âdâblardır. On iki
tanesi, zikir halinde olan âdâblardır. Üç tanesi de zikir bittikten sonraki
âdâblardır.
A- Zikirden Önceki Beş Âdâb:
1- Tevbe-i Nasuh’dur. Demek ki kişi, zikirden önce nasuh bir
tevbe yapması lazımdır.
Nasıl tevbe edecek? Ona mahsup olmayan her şeyden irade olsun
iyi niyet olsun ona menfaati olmayan şeylerden tevbe edecek.
2- Zikir yapmak istediği zaman abdest veya gusül alacak ve temiz
bir yerde oturacak.
3- Sükût edecek; bütün âzâları huzurlu olacak.
Zikrin sadık
olması için sadece kalpte Allah diyecek, dil ile telâffuz etmeyecek sadece
Allah-u Zülcelâl'in zatını düşünecek, Allah’tan başka hiçbir şey düşünmeyecek.
4- Mürşidine istimdadi râbıta yapacak. Sanki mürşidi yanında
gibi olacak. Ondan istimdat taleb edecek. Bu istimdatla Mürşidi ona şefkat,
merhamet etsin ki; zikirde huzurlu olsun.
5- Mürşidine yaptığı istimdadın, hakiki olarak Peygamber
Efendimiz Sallallahu Aleyhi Vesellem'den olduğunu bilecek. Çünkü mürşid,
peygamberle mürid arasında vasıtadır.
B- Zikir Halindeki 12 Âdâb:
1- Bir yerde
oturması. Namazda oturduğu gibi âdâb üzere.
2- Günlük
virdini çekerken kıbleye doğru dönmesi gerekir.
3- Temiz
olması, elbiselerinin güzel kokulu olması lazımdır.
4-
Elbiseleri helâl yoldan alınmış olmalı.
5- Üzerine
örtü örtmeli.
6- Gözlerini
kapatmalı.
7- Mürşidini
yanında hazır edecek. (râbıta yapacak).
8- Zikrinde
sadık olacak.
9- İhlaslı
olacak. Ameli sıddıkin makamına ulaşacak şekilde sadık olacak. Sırf Allah-u
Zülcelâl'in rızasını kazanmak için zikir yapacak.
10- Yaptığı
zikirden dolayı bir hal olduğu zaman mürşidine söyleyecek.
11- Kalbi
ile zikrin manasını düşünecek. Yani; Allah ile beraber olduğunu idrak edecek.
12- Kalbi
Allah-u Zülcelâl'den hariç her şeyden uzaklaştıracak ve kalben Allah'a
bağlanacak.
C-
Zikirden Sonraki Üç Âdâb:
1- Huzur ve huşu içinde kalbi Allah-u Zülcelâl'den gelecek
varidatı bekleyecek. Bazen otuz senelik ibadetten daha fazla varid (feyz
bereket) olur. Bazen zühd olur, belâya sabır olur. Bazen korku olur. Bazen
muhabbet gelir, Allah-u Zülcelâl'e aşık olur. Bir dilenci gibi Allah-u Zülcelâl'den
gelecek ikramları bekleyecek.
İmam-ı Gazâli Rahmetullahi Aleyh Hazretleri buyuruyor ki:
“Bu varidat için âdâblar vardır. Kul Allah-u Zülcelâl'in
muktedir olduğunu bilecek. Zikreden şahsın bedeninde sanki bir kıl dahi hareket
etmeyecek. Bir kedinin avını beklerken dikkatli olduğu gibi, kişide dikkatli
olacak.”
2- Zikreden kişi kalbinden havatırların hepsini silecek. Sadece
Allah-u Zülcelâl'in zatını kalpte mülahaza edecek. Kişi ancak bu murakabe ile
zikrin semeresini elde edebilir. Bu âdâb olmazsa zikrin semeresini elde edemez.
Kendi nefsin zem eder; yani şöyle der: Ya Rabbi! Ben seni tam layıkıyla
zikredemedim, gaflete daldım. Ya Rabbi sen kendi fazlın ve keremin ile kabul
et.
3- Zikirden sonra soğuk su içmeyecek. Çünkü; zikir şevk ve
hararet verir. Soğuk su ise o harareti söndürür. Bunun için zikir-den sonra
soğuk su içmemesi lazımdır.
Zikreden kimse, zikirden sonra üç âdâbın üzerinde halis olarak
durması lazımdır. Ancak bunlarla zikrin neticesi meydana gelir.
Zikir kalbin anahtarıdır. Onu terk etmek doğru değildir. Velevki
gafletle çekilse dahi. Çünkü Allah-u Teala ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:
"Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstüne yatarken, hep
Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler."
(Al-i İmran; 190-191)
Zikir kişinin üzerinde hal olduğu zaman Allah'ın ismi o kişinin
ruhuna karşı maşuk olur, mahbub olur.
Hatta şöyle derler: “Zikir eden kişinin başına taş düşmüş, kan
onun başından yere dökülürken Allah yazılmıştır.”
İmam Ahmed b. Hanbel'den rivayet olunan bir hadis-i şerifte:
"Herhangi bir cemaat Allah-u Zülcelâl'in zikrini yaparsa,
sadece O'nun rızasını niyet ederlerse; Allah-u Zülcelâl tarafından onlara bir
nida gelir:
“Kalkın sıhhat ve afiyet oldunuz, sizin günahlarınız sevaplarla
değiştirildi.”
Kaynak: (Ramuzu’l-Ehadis:2/386,hd.10)
Yorumlar
Yorum Gönder