Sapkın Saldırganlık Yahut “Gökkuşağı Faşizmi…”
Sapkın Saldırganlık
Yahut “Gökkuşağı Faşizmi…”
Türkiye büyük bir tehdit
altında… Sadece Türkiye değil esasen tüm dünya halkları bu büyük tehdide
muhatap. Zira bahse konu olan tehdit herhangi bir ırkı, dini yahut sosyal
kesimi değil, doğrudan doğruya insaniyeti hedef alan beynelmilel iğrenç bir
canavar…
Evet, ahlaksızlığı
bayraklaştıran ve artık rahatlıkla ‘Gökkuşağı Faşizmi’ diyebileceğimiz bir
mahiyete büründürülen ‘cinsiyetsizleştirme’ saldırılarından söz ediyorum…
Küresel sistem
baronlarının güdümünde olan LGBT lobisinin aileyi ve aslında tüm insanlığı yok
etmeye yönelik bu saldırı durdurulamazsa eğer, insanlık için bir gelecek
olmayacak artık…
İnsanlığı bir oyuncak gibi
gören ve artık orta sınıfı bile gereksiz bulan küresel sistem baronlarının son
10 senede vizyona soktukları bir enstrüman LGBT oluşumları…
Özellikle de televizyonda
ve sinema filmlerinde bu ahlaksız ve insaniyet düşmanı oluşumları sanki tabii
ve normal bir süreçmiş gibi gösteren filmler ve programlar yaptırdılar.
Yaptırmak ne kelime, filmlerde ‘cinsiyetsizlik’ ve normal şartlarda sapkınlık
olduğunda hiç şüphe bulunmayan gayritabii yönelimleri gözlere sokarcasına konu
edindirdiler ve bu sapkınlığı normalmiş gibi yansıtmayan firmaları da adeta
piyasadan sildiler. Bu sapkınlık dayatılan bir projedir artık. Ticari
firmalara, sinema sektörüne, reklam ajanslarına, köklü medya kuruluşlarına ve
hatta devletlere dayatılan bir afetten söz ediyoruz.
Direneni, karşı çıkanı ve
aleyhte konuşanları yok etmek için de her türlü imkânı seferber etmekten
çekinmiyorlar. Devletlere yönelik darbe girişiminden tutun da toplumları
manipüle edebilmek için dudak uçuklatacak denli büyük paraların harcanmasına
varıncaya kadar tüm enstrümanları kullanıyorlar bu uğurda…
Siyonizm karşıtlığını
‘antisemitizm’ gibi gösteren ve hatta dayatan güç, aynı yöntemi LGBT ve
cinsiyetsizleştirme operasyonunda da kullanıyor.
İtiraz eden her sesi
boğmak için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Bunun için birçok STK ihdas
ettikleri gibi siyasi partilere ve dünyaca ünlü markaların sahibi olan ticari
firmalara da nüfuz ediyorlar.
Amerika ve Avrupa
ülkelerine göre bu saldırıdan daha az etkilenen Türkiye’de bile bu böyledir.
İnsaniyet düşmanı bu ahlaksızlığı ve sapkınlığı sadece STK’lar üzerinden
meşrulaştırmaya çalışmıyorlar, bu menfur faaliyeti, CHP ve DEM gibi partileri
de rahatlıkla kullanabiliyorlar, bundan hiç şüpheniz olmasın. Bahse konu
partilerin etkili isimlerince bu sapkınlığın ve ahlaksızlığın hararetle ve
fütursuzca savunulabiliyor olması, iddiamızı kanıtlamaya yeter bir karine…
Türkiye, bu dehşetengiz
tehlikenin farkında aslında. Sayın Cumhurbaşkanının bundan yaklaşık 3 yıl önce
BM’de yaptığı fevkalade önemli bir konuşmayı bu iddiamıza şahit gösterebiliriz.
İşte bu çok mühim konuşmada Erdoğan, ‘aileye’ dair şu tespitleri yapıyordu.
“Maalesef son dönemde
insanı insan yapan kadim değerler, çok ağır saldırı altındadır. Doğrudan
insanı, insanın fıtratını, geleceğini ve sosyal bünyeyi tehdit eden bu
saldırıların hedefinde öncelikle aile vardır.
Bu bakımdan aileye ve aile
müessesesine sahip çıkmak, insana ve tüm insanlığın istikbaline sahip çıkmak
demektir. Giderek artan küresel dayatmalar karşısında tüm dostlarımızı aile
müessesesinin korunmasında hassasiyet göstermeye çağırıyorum.”
Bu metnin her kelimesi,
tespiti ve önerisi gerçekten çok değerli doğrusu… Sözgelimi, ‘aile kavramına
yönelik saldırı’ tespiti…
Mesela, ‘aileye sahip
çıkmak, insana ve tüm insanlığın istikbaline sahip çıkmaktır’ şeklindeki
yaklaşımı ve son dönemlerde adeta ayyuka çıkan küresel dayatmalara dair yaptığı
cürm-ü meşhut!..
Her biri birbirinden
önemli tespitler ve değerlendirmeler… Özellikle Amerika ve Avrupa’da baş
gösteren ve dünyanın her yerine dalga dalga yayılan bu toplumsal afet ve
muhatap kaldığımız tehdit, Erdoğan’ın altını çizdiği ve bizim de yazımızın
başında dikkat çektiğimiz gibi ‘küresel bir dayatma’ şeklinde tezahür eden
‘cinsiyetsiz toplum’ projesi…
Bu tehdit, LGBT lobisinin
ve ‘küresel sermayenin’ sponsorluğunda bir saldırıya dönüşmüştür ve hedefinde
doğrudan doğruya aile vardır ve son tahlilde insanın bizzat kendisi vardır!
Yukarıda Türkiye’nin
yönetim düzeyinde bu tehlikenin farkında olduğunu ifade etmiştik, Sayın
Cumhurbaşkanının BM’deki konuşmasına atıfta bulunurken…
Bu tehlikenin farkında
olan kurumlardan biri de TRT Geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Gökkuşağı Faşizmi”
isimli belgeselde bu afeti gündeme taşıdı, Türkiye’nin en etkili yayın organı…
Genel müdür Zahid Sobacı;
“Aile kurumuna savaş açan, evlatlarımızı ve değerlerimizi hedef tahtasına
oturtan bir ideolojik kuşatmayı ifşa ediyoruz” diyerek ilan etti bu çok değerli
belgeselin yayınlanacağını…
Sapıklar ve sapkınlar ile
bunları savunan parti (CHP+DEM), akademisyen, sözde sanatçı ve sözde STK’lar
“nefret suçu” iddiasıyla karşı saldırıya geçmekte gecikmediler elbette.
Aşağılık bir iğrençliği ve sapıklığı böylesine rahatlıkla savunabiliyor
olmaları, doğrusunu isterseniz ürküntü verici fakat arkalarındaki küresel gücü
hesaba katınca ne mal olduklarını anlamak zor olmuyor tabii ki...
İnsanlığın vesile-i
hilkati olan kadın ve erkek olgusunu yok edip yerine tamamen gayr-i tabii ve
sapkın bir yaklaşım ikame etmek isteyen şer odaklarının gayretlerine mukabil,
bu afetin izalesine yönelik her çaba, çok önemli ve çok kıymetlidir kuşkusuz.
Bizim gibi gelenekleriyle var olan bir toplum açısından bu tehdide karşı savaş
vermek ise kelimenin tam manasıyla bir vecibe…
Bağıra bağıra gelen bu
toplumsal afetle mücadele her insanın ve hususi cihetiyle de her Müslümanın,
birinci önceliği olmak zorunda...
Bu nedenle fevkalade tesir
husule getiren ve büyük bir özgüven ve ciddi bir donanımla hazırlandığı her
halinden belli olan mezkûr belgesel için yapımcı firmanın sahibi Eyüp Gökhan
Özekin ile TRT’ye mahsus teşekkürlerimi ve tebriklerimi sunuyorum.
Allah emeği geçen
herkesten razı olsun…
Bu gibi yayınların artarak
çoğalması ise en büyük dileklerimizden birisidir.
Kaynak: Nihat Nasır HABER7
Yorumlar
Yorum Gönder