Allah Teâlâ’nın Sonsuz Kudreti ve Kâinattaki Tefekkür Delilleri
Allah Teâlâ’nın Sonsuz Kudreti
ve Kâinattaki Tefekkür Delilleri
İnsan kâinata
baktığında yalnızca büyük bir boşluk değil; ölçü, denge, düzen, hareket, hayat
ve hikmetle iç içe muazzam bir sanat görür.
Gökyüzündeki milyarlarca yıldızdan insan bedenindeki küçücük bir hücreye, yağmur damlasından galaksilerin hareketine kadar her şey insanı aynı hakikate yönlendirir:
Bu muazzam âlemin ardında sonsuz bir ilim, irade, hikmet ve kudret vardır.
Kur’an-ı Kerim’in maksadı insana astronomi, fizik veya biyoloji öğretmekten önce, insanı yaratılmıştan Yaratıcı’ya götüren bir tefekkür yoluna sevk etmektir.
Modern bilim ise bugün kâinatın büyüklüğünü, işleyişini ve hassas dengesini daha ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Mümin için bilimsel keşifler, İlâhî kudretin yerine geçen açıklamalar değil; O’nun yaratışındaki düzeni daha yakından görmeye vesile olan pencerelerdir.
Makro Âlemde
İlâhî Kudret ve Kozmik Denge
1. Güneş’in Gücü
ve Korunmuş Tavan (Atmosfer ile Manyetosfer)
Güneş, Dünya’ya hayat veren bir enerji kaynağı olmasının yanı sıra sürekli uzaya yüklü parçacıklar (Güneş rüzgârı) ve devasa plazma kütleleri (Koronal Kütle Atımı - CME) fırlatır.
NASA verilerine göre Güneş rüzgârı saniyede yaklaşık 1,5 milyon ton maddeyi uzaya taşımaktadır. Gezegenimizin manyetik alanı (manyetosfer) ve atmosferi, bu yüksek enerjili parçacıklara karşı koruyucu bir kalkan görevi görür.
Kutuplardaki Kuzey ve Güney Işıkları (aurora) da bu devasa kozmik etkileşimin gözle görülebilen sonuçlarındandır.
“Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise gökyüzünün işaretlerinden yüz çeviriyorlar.” (Enbiyâ, 21/32)
Bu âyeti doğrudan "manyetosfer" olarak özdeşleştirmek tefsirî açıdan ihtiyat gerektirse de Dünya’nın koruyucu sistemlerle donatıldığını bilmek âyetteki "korunmuş tavan" ifadesi üzerinde derin bir tefekkür imkânı sunar.
Bizim için sıradan olan bir günün arkasında, akıl almaz büyüklükte bir kozmik koruma düzeni işlemektedir.
2. Atmosferin
Denge ve Mizanı
Atmosfer; sıcaklığın düzenlenmesi, su döngüsü, meteorolojik olaylar, zararlı ışınların süzülmesi ve gök taşlarının sürtünmeyle parçalanması bakımından hayati önem taşır. İnsan, atmosferin oluşturduğu basınç altında yaşamasına rağmen vücut içi basınç dengesi sayesinde bunu hissetmez.
“Göğü de O yükseltti ve mizanı (ölçü ve dengeyi) O koydu.” (Rahmân, 55/7)
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem göklerin muazzam büyüklüğünü anlatırken şöyle buyurmuştur:
“Yedi kat gök, Kürsî’nin yanında ancak çöle atılmış bir yüzük halkası gibidir...” (İbn Hibbân)
3. Yörüngeler,
Galaksiler ve Evrenin Büyüklüğü
Güneş ve Ay, Dünya’daki iklimlerden okyanus hareketlerine kadar tüm hayatı etkileyen birer kudret delilidir.
“Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” (Enbiyâ, 21/33)
Peygamber
Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem:
“Şüphesiz Güneş ve Ay, Allah Teâlâ’nın âyetlerinden iki âyettir” (Buhârî, 3202; Müslim, 914) buyurmuş ve Güneş tutulduğunda insanları namaz, dua ve zikre yönlendirmiştir.
Astronomlar Samanyolu Galaksisi’nde 100 ila 400 milyar yıldız bulunduğunu, gözlemlenebilir evrende ise milyarlarca galaksi olduğunu tahmin etmektedir.
Samanyolu'nun çapı yaklaşık 100.000 ışık yılıdır.
“Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir iştir. Fakat insanların çoğu bilmez.” (Mü’min, 40/57)
Evrenin Yasalara
Bağlanması ve Hassas Ayar
1. Göklerin ve
Yerin Ayakta Tutulması
Fizik kanunları (kütle çekim ve temel kuvvetler) evrenin işleyişini açıklar; ancak bu kanunların neden var olduğu ve yaratılışın arkasındaki irade fiziğin değil, tefekkürün konusudur. Kanun, kudretin karşısında değil; yaratılmış âlemdeki tecelli biçimidir.
“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yok olup gitmekten koruyup ayakta tutmaktadır.” (Fâtır, 35/41)
“Göklerin ve yerin O’nun emriyle ayakta durması da O’nun âyetlerindendir.” (Rûm, 30/25)
2. Kusursuz
Denge (Mizan)
Dünya’nın Güneş’e uzaklığı, suyun fiziksel davranışları, karbonun yapısı gibi unsurlar modern fizikte "hassas ayar" kavramıyla ele alınır.
“O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak; herhangi bir çatlaklık görüyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir; göz, âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” (Mülk, 67/3-4)3.
Evrenin
Genişlemesi ve Madde Duman (Nebula) Hâli
Modern kozmolojide Edwin Hubble ile başlayan gözlemler ve uzay taramaları evrenin genişlediğini; astronomi ise yıldızların gaz ve toz bulutlarından (nebulalar) oluştuğunu ortaya koymuştur.
“Göğü kudretimizle Biz bina ettik ve şüphesiz Biz onu genişletmekteyiz.” (Zâriyât, 51/47)
“Sonra göğe yöneldi; o, duman hâlindeydi.” (Fussilet, 41/11)
Bu bilimsel keşifler Kur'an-ı Kerim'in yaratılış üzerindeki derin tefekkür çağrısını günümüz insanı için daha da belirgin kılmaktadır.
Mikro Âlem ve
Hayatın İnce Sistemleri
1. Atomun
İçindeki İşleyiş
Atomun büyük bölümü boşluktur; merkezindeki küçücük çekirdek ve etrafındaki elektronlar tüm maddenin temelini oluşturur. “Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerlerini yaratandır. Emir bunlar arasında durmadan iner ki Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilesiniz.” (Talâk, 65/12)
2. Su Döngüsü:
Dirilişin Delili
Okyanuslardaki tuzlu su buharlaşırken tuzundan arınır; tatlı su olarak yeryüzüne yağar ve toprağı diriltir.
“Peki, içtiğiniz suya ne dersiniz? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren Biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu ve acı yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” (Vâkıa, 56/68-70)
“Gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde... aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.” (Nahl, 16/10-11)
3. Azot Döngüsü:
Görünmeyen Hayat Ağı
Atmosferin %78’i
azottur fakat canlılar bunu doğrudan kullanamaz. Topraktaki bakteriler azotu
dönüştürür; bitkiler bunu protein ve DNA yapımında kullanır, canlılar öldüğünde
ayrıştırıcılar azotu sisteme geri kazandırır. “Biz her şeyi bir ölçüye göre
yarattık.” (Kamer, 54/49)
4. İnsan Bedeni
ve DNA Bilgisi
İnsan genomu yaklaşık 3 milyar baz çiftinden oluşur. Tek bir hücredeki DNA açıldığında 2 metreye ulaşır. Trilyonlarca hücre, sinir ağları ve bağışıklık sistemi mükemmel bir uyumla çalışır.
“Kesin bir bilgiyle inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde nice deliller vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?” (Zâriyât, 51/20-21)
“Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra başka bir yaratılışa geçirerek yaratıyor.” (Zümer, 39/6)
İslâm
Âlimlerinin Tefekkür Anlayışı
İslâm âlimlerine göre kâinat, Allah Teâlâ’nın kudret ve hikmetini gösteren bir kitaptır:
İmam Gazâlî Rahmetullahi Aleyh:
Yaratılıştaki incelikleri incelemenin insanı kuru bilgiden marifete, marifetten ise hayret ve kulluğa ulaştırdığını vurgular.
Fahreddin er-Râzî
ve İbn Kesîr Rahmetullahi Aleyh:
Göklerin ve yerin düzeninin tesadüf olamayacağını; her bir işleyişin Allah Teâlâ’nın kemal-i kudretine, ilim ve iradesine delalet ettiğini belirtirler.
Bediüzzaman Said
Nursî Rahmetullahi Aleyh:
Sözler adlı eserinde, İlâhî kudret mutlak olduğu için bir çiçeği yaratmakla bir baharı yaratmak veya bir atomu düzenlemekle bir galaksiyi düzenlemek arasında zorluk farkı olmadığını ifade eder. Bir çiçeği yaratan kudret kim ise, kâinatı yaratan da O'dur.
Değerlendirme:
Bilimden Tefekküre
Kâinata bakışın seyri şöyle olmalıdır:
Bilgi → Hayret → Tefekkür → Marifet → Şükür → Kulluk
Bilim bize mekanizmanın nasıl işlediğini açıklar; tefekkür ise bu muazzam eserin sahibinin kim olduğunu idrak ettirir.
Yeter ki bakmasını bilelim, baktığımız zaman görmesini bilelim. Gördüklerimizi tefekkür ederek imanımızı kuvvetlendirelim.
“Onlar Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Hâlbuki kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun kudretindedir; gökler de O’nun kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” (Zümer, 39/67)
“Kulları içinde Allah’tan ancak âlimler hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28)
Öyleyse şimdi bir kez daha gökyüzüne, yeryüzüne, bir çiçeğe, bir damla suya, kendi bedenimize ve hayatın bütün inceliklerine bakalım.
Bir de siz bakın!
Son Söz
Yukarıda sayılanlar, Rabbimizin sonsuz kudretinin yalnızca birkaç delilidir. Aslında zerreden kürreye kadar her şeyin yaratılışı, ayakta duruşu ve zevâle erişi, O’nun yüce kudretinin sınırsız tecellileridir. Çünkü Rabbimiz Hayy ve Kayyûm’dur.
Her şey O’nun emriyle var olur, O’nun kudretiyle ayakta durur ve O’nun takdiriyle zevâle erişir.
Kur’ân-ı Kerîm bizleri kâinata bakmaya, onun üzerindeki ilâhî sanat ve hikmeti düşünmeye davet eder:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde akıl sahipleri için nice deliller vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190)
Demek ki mesele yalnızca görmek değil, ibretle bakmaktır; yalnızca bilmek değil, tefekkür etmektir; yalnızca keşfetmek değil, Yaratıcı’yı tanımaktır.
Göklerin büyüklüğü karşısında kendi küçüklüğümüzü, kâinattaki düzen karşısında kendi aczimizi, yaratılıştaki hikmet karşısında Rabbimizin sonsuz ilim ve kudretini idrak ederiz.
Bütün bu deliller bizi aynı hakikate götürür:
Kudret O’nundur, mülk O’nundur, hüküm O’nundur.
Ve insan, sonsuz kudret karşısında şu hakikati idrak eder:
“Allah Teâlâ’nın
kudreti sonsuzdur; acz biz kullara mahsustur...”
Dua
Yâ Rabbi! Sonsuz kudretin, nihayetsiz rahmetin ve kuşatıcı ilmin hürmetine bizleri ve sevdiklerimizi her türlü maddî ve mânevî tehlikeden, görünür ve görünmez şerden, hastalıktan, kazadan, beladan, fitneden, korkudan, nefsimizin ve şeytanın şerrinden muhafaza eyle.
Bizi kendi nefsimize bir an bile bırakma. İmanımızı, kalbimizi, aklımızı ve istikametimizi muhafaza eyle. Bizi sebeplere takılıp Müsebbibü’l-Esbâb’ı unutanlardan değil, sebepleri bilen fakat kalbi yalnız Sana bağlanan kullarından eyle.
Yâ Rabbi! Kâinata baktığımızda yalnızca maddeyi ve sebepleri değil; kudretini, ilmini, iradesini ve hikmetini görebilmeyi nasip eyle. Göklerde azametini, yeryüzünde rahmetini, kendi yaratılışımızda hikmetini ve her bir zerrede kudretinin tecellilerini okuyabilmeyi nasip eyle.
İlmimizi marifete, marifetimizi hayrete, hayretimizi şükre ve şükrümüzü kulluğa dönüştür. Tefekkür ufkumuzu genişlet, basiretimizi aç, kalplerimize huşû ve akıllarımıza hikmet ver.
“Rabbim! İlmimi artır.” (Tâhâ, 20/114)
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bağışla.” (Âl-i İmrân, 3/8)
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.” (Bakara, 2/201)
Bize aczimizi, fakrımızı ve Sana olan muhtaçlığımızı idrak etmeyi nasip eyle. Kâinat kitabını okuyabilen, fakat kitabın harflerinde takılıp Kitabın Sahibinden gafil olmayan kullarından eyle.
Dillerimizi zikirle, gönüllerimizi şükürle, hayatımızı kullukla güzelleştir. Son nefesimizi imanla vermeyi, huzuruna temiz bir kalple gelmeyi ve Senin rızana kavuşmayı bizlere nasip eyle.
“Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi ateşin azabından koru.” (Âl-i İmrân, 3/191)
Allah’ım! Sen bizim Rabbimizsin. Senden başka ilâh yoktur. Bizi Sen yarattın, biz Senin kullarınız. Yaptıklarımızın şerrinden Sana sığınırız.
Bize verdiğin nimetleri itiraf eder, günahlarımızı da itiraf ederiz.
Bizi bağışla. Çünkü günahları Senden başka bağışlayan yoktur.
Sübhânallahi ve bihamdihî. Sübhânallahi’l-Azîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.
Ve Sallallâhu Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âlihî ve Sahbihî Ecmaîn.
Âmin, yâ Rabbe’l-âlemîn.
Gökyüzündeki milyarlarca yıldızdan insan bedenindeki küçücük bir hücreye, yağmur damlasından galaksilerin hareketine kadar her şey insanı aynı hakikate yönlendirir:
Bu muazzam âlemin ardında sonsuz bir ilim, irade, hikmet ve kudret vardır.
Kur’an-ı Kerim’in maksadı insana astronomi, fizik veya biyoloji öğretmekten önce, insanı yaratılmıştan Yaratıcı’ya götüren bir tefekkür yoluna sevk etmektir.
Modern bilim ise bugün kâinatın büyüklüğünü, işleyişini ve hassas dengesini daha ayrıntılı biçimde ortaya koymaktadır. Mümin için bilimsel keşifler, İlâhî kudretin yerine geçen açıklamalar değil; O’nun yaratışındaki düzeni daha yakından görmeye vesile olan pencerelerdir.
Güneş, Dünya’ya hayat veren bir enerji kaynağı olmasının yanı sıra sürekli uzaya yüklü parçacıklar (Güneş rüzgârı) ve devasa plazma kütleleri (Koronal Kütle Atımı - CME) fırlatır.
NASA verilerine göre Güneş rüzgârı saniyede yaklaşık 1,5 milyon ton maddeyi uzaya taşımaktadır. Gezegenimizin manyetik alanı (manyetosfer) ve atmosferi, bu yüksek enerjili parçacıklara karşı koruyucu bir kalkan görevi görür.
Kutuplardaki Kuzey ve Güney Işıkları (aurora) da bu devasa kozmik etkileşimin gözle görülebilen sonuçlarındandır.
“Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise gökyüzünün işaretlerinden yüz çeviriyorlar.” (Enbiyâ, 21/32)
Bu âyeti doğrudan "manyetosfer" olarak özdeşleştirmek tefsirî açıdan ihtiyat gerektirse de Dünya’nın koruyucu sistemlerle donatıldığını bilmek âyetteki "korunmuş tavan" ifadesi üzerinde derin bir tefekkür imkânı sunar.
Bizim için sıradan olan bir günün arkasında, akıl almaz büyüklükte bir kozmik koruma düzeni işlemektedir.
Atmosfer; sıcaklığın düzenlenmesi, su döngüsü, meteorolojik olaylar, zararlı ışınların süzülmesi ve gök taşlarının sürtünmeyle parçalanması bakımından hayati önem taşır. İnsan, atmosferin oluşturduğu basınç altında yaşamasına rağmen vücut içi basınç dengesi sayesinde bunu hissetmez.
“Göğü de O yükseltti ve mizanı (ölçü ve dengeyi) O koydu.” (Rahmân, 55/7)
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem göklerin muazzam büyüklüğünü anlatırken şöyle buyurmuştur:
“Yedi kat gök, Kürsî’nin yanında ancak çöle atılmış bir yüzük halkası gibidir...” (İbn Hibbân)
Güneş ve Ay, Dünya’daki iklimlerden okyanus hareketlerine kadar tüm hayatı etkileyen birer kudret delilidir.
“Geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.” (Enbiyâ, 21/33)
“Şüphesiz Güneş ve Ay, Allah Teâlâ’nın âyetlerinden iki âyettir” (Buhârî, 3202; Müslim, 914) buyurmuş ve Güneş tutulduğunda insanları namaz, dua ve zikre yönlendirmiştir.
Astronomlar Samanyolu Galaksisi’nde 100 ila 400 milyar yıldız bulunduğunu, gözlemlenebilir evrende ise milyarlarca galaksi olduğunu tahmin etmektedir.
Samanyolu'nun çapı yaklaşık 100.000 ışık yılıdır.
“Göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir iştir. Fakat insanların çoğu bilmez.” (Mü’min, 40/57)
Fizik kanunları (kütle çekim ve temel kuvvetler) evrenin işleyişini açıklar; ancak bu kanunların neden var olduğu ve yaratılışın arkasındaki irade fiziğin değil, tefekkürün konusudur. Kanun, kudretin karşısında değil; yaratılmış âlemdeki tecelli biçimidir.
“Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri yok olup gitmekten koruyup ayakta tutmaktadır.” (Fâtır, 35/41)
“Göklerin ve yerin O’nun emriyle ayakta durması da O’nun âyetlerindendir.” (Rûm, 30/25)
Dünya’nın Güneş’e uzaklığı, suyun fiziksel davranışları, karbonun yapısı gibi unsurlar modern fizikte "hassas ayar" kavramıyla ele alınır.
“O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir düzensizlik göremezsin. Gözünü çevir de bak; herhangi bir çatlaklık görüyor musun? Sonra gözünü tekrar tekrar çevir; göz, âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.” (Mülk, 67/3-4)3.
Modern kozmolojide Edwin Hubble ile başlayan gözlemler ve uzay taramaları evrenin genişlediğini; astronomi ise yıldızların gaz ve toz bulutlarından (nebulalar) oluştuğunu ortaya koymuştur.
“Göğü kudretimizle Biz bina ettik ve şüphesiz Biz onu genişletmekteyiz.” (Zâriyât, 51/47)
“Sonra göğe yöneldi; o, duman hâlindeydi.” (Fussilet, 41/11)
Bu bilimsel keşifler Kur'an-ı Kerim'in yaratılış üzerindeki derin tefekkür çağrısını günümüz insanı için daha da belirgin kılmaktadır.
Atomun büyük bölümü boşluktur; merkezindeki küçücük çekirdek ve etrafındaki elektronlar tüm maddenin temelini oluşturur. “Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerlerini yaratandır. Emir bunlar arasında durmadan iner ki Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilesiniz.” (Talâk, 65/12)
Okyanuslardaki tuzlu su buharlaşırken tuzundan arınır; tatlı su olarak yeryüzüne yağar ve toprağı diriltir.
“Peki, içtiğiniz suya ne dersiniz? Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren Biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu ve acı yapardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” (Vâkıa, 56/68-70)
“Gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesinde... aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.” (Nahl, 16/10-11)
İnsan genomu yaklaşık 3 milyar baz çiftinden oluşur. Tek bir hücredeki DNA açıldığında 2 metreye ulaşır. Trilyonlarca hücre, sinir ağları ve bağışıklık sistemi mükemmel bir uyumla çalışır.
“Kesin bir bilgiyle inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde nice deliller vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?” (Zâriyât, 51/20-21)
“Sizi annelerinizin karınlarında, üç karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra başka bir yaratılışa geçirerek yaratıyor.” (Zümer, 39/6)
İslâm âlimlerine göre kâinat, Allah Teâlâ’nın kudret ve hikmetini gösteren bir kitaptır:
İmam Gazâlî Rahmetullahi Aleyh:
Yaratılıştaki incelikleri incelemenin insanı kuru bilgiden marifete, marifetten ise hayret ve kulluğa ulaştırdığını vurgular.
Göklerin ve yerin düzeninin tesadüf olamayacağını; her bir işleyişin Allah Teâlâ’nın kemal-i kudretine, ilim ve iradesine delalet ettiğini belirtirler.
Sözler adlı eserinde, İlâhî kudret mutlak olduğu için bir çiçeği yaratmakla bir baharı yaratmak veya bir atomu düzenlemekle bir galaksiyi düzenlemek arasında zorluk farkı olmadığını ifade eder. Bir çiçeği yaratan kudret kim ise, kâinatı yaratan da O'dur.
Kâinata bakışın seyri şöyle olmalıdır:
Bilgi → Hayret → Tefekkür → Marifet → Şükür → Kulluk
Bilim bize mekanizmanın nasıl işlediğini açıklar; tefekkür ise bu muazzam eserin sahibinin kim olduğunu idrak ettirir.
Yeter ki bakmasını bilelim, baktığımız zaman görmesini bilelim. Gördüklerimizi tefekkür ederek imanımızı kuvvetlendirelim.
“Onlar Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Hâlbuki kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun kudretindedir; gökler de O’nun kudretiyle dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” (Zümer, 39/67)
“Kulları içinde Allah’tan ancak âlimler hakkıyla korkar.” (Fâtır, 35/28)
Öyleyse şimdi bir kez daha gökyüzüne, yeryüzüne, bir çiçeğe, bir damla suya, kendi bedenimize ve hayatın bütün inceliklerine bakalım.
Bir de siz bakın!
Yukarıda sayılanlar, Rabbimizin sonsuz kudretinin yalnızca birkaç delilidir. Aslında zerreden kürreye kadar her şeyin yaratılışı, ayakta duruşu ve zevâle erişi, O’nun yüce kudretinin sınırsız tecellileridir. Çünkü Rabbimiz Hayy ve Kayyûm’dur.
Her şey O’nun emriyle var olur, O’nun kudretiyle ayakta durur ve O’nun takdiriyle zevâle erişir.
Kur’ân-ı Kerîm bizleri kâinata bakmaya, onun üzerindeki ilâhî sanat ve hikmeti düşünmeye davet eder:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ard arda gelişinde akıl sahipleri için nice deliller vardır.” (Âl-i İmrân, 3/190)
Demek ki mesele yalnızca görmek değil, ibretle bakmaktır; yalnızca bilmek değil, tefekkür etmektir; yalnızca keşfetmek değil, Yaratıcı’yı tanımaktır.
Göklerin büyüklüğü karşısında kendi küçüklüğümüzü, kâinattaki düzen karşısında kendi aczimizi, yaratılıştaki hikmet karşısında Rabbimizin sonsuz ilim ve kudretini idrak ederiz.
Bütün bu deliller bizi aynı hakikate götürür:
Kudret O’nundur, mülk O’nundur, hüküm O’nundur.
Ve insan, sonsuz kudret karşısında şu hakikati idrak eder:
Yâ Rabbi! Sonsuz kudretin, nihayetsiz rahmetin ve kuşatıcı ilmin hürmetine bizleri ve sevdiklerimizi her türlü maddî ve mânevî tehlikeden, görünür ve görünmez şerden, hastalıktan, kazadan, beladan, fitneden, korkudan, nefsimizin ve şeytanın şerrinden muhafaza eyle.
Bizi kendi nefsimize bir an bile bırakma. İmanımızı, kalbimizi, aklımızı ve istikametimizi muhafaza eyle. Bizi sebeplere takılıp Müsebbibü’l-Esbâb’ı unutanlardan değil, sebepleri bilen fakat kalbi yalnız Sana bağlanan kullarından eyle.
Yâ Rabbi! Kâinata baktığımızda yalnızca maddeyi ve sebepleri değil; kudretini, ilmini, iradesini ve hikmetini görebilmeyi nasip eyle. Göklerde azametini, yeryüzünde rahmetini, kendi yaratılışımızda hikmetini ve her bir zerrede kudretinin tecellilerini okuyabilmeyi nasip eyle.
İlmimizi marifete, marifetimizi hayrete, hayretimizi şükre ve şükrümüzü kulluğa dönüştür. Tefekkür ufkumuzu genişlet, basiretimizi aç, kalplerimize huşû ve akıllarımıza hikmet ver.
“Rabbim! İlmimi artır.” (Tâhâ, 20/114)
“Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bağışla.” (Âl-i İmrân, 3/8)
“Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru.” (Bakara, 2/201)
Bize aczimizi, fakrımızı ve Sana olan muhtaçlığımızı idrak etmeyi nasip eyle. Kâinat kitabını okuyabilen, fakat kitabın harflerinde takılıp Kitabın Sahibinden gafil olmayan kullarından eyle.
Dillerimizi zikirle, gönüllerimizi şükürle, hayatımızı kullukla güzelleştir. Son nefesimizi imanla vermeyi, huzuruna temiz bir kalple gelmeyi ve Senin rızana kavuşmayı bizlere nasip eyle.
“Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi ateşin azabından koru.” (Âl-i İmrân, 3/191)
Allah’ım! Sen bizim Rabbimizsin. Senden başka ilâh yoktur. Bizi Sen yarattın, biz Senin kullarınız. Yaptıklarımızın şerrinden Sana sığınırız.
Bize verdiğin nimetleri itiraf eder, günahlarımızı da itiraf ederiz.
Bizi bağışla. Çünkü günahları Senden başka bağışlayan yoktur.
Sübhânallahi ve bihamdihî. Sübhânallahi’l-Azîm.
Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn.
Ve Sallallâhu Alâ Seyyidinâ Muhammedin ve Alâ Âlihî ve Sahbihî Ecmaîn.
Âmin, yâ Rabbe’l-âlemîn.
Hazırlayan: Fakir Kardeşiniz Yaşar Akkaş
Yorumlar
Yorum Gönder