Kırgınım Kendime…
Kırgınım
Kendime…
“Neden böyle
yaptım,
Neden şöyle yapmadım?” diye
Kızgınım kendime…
“Neden
yılları boşa geçirdim?” diye
Kırgınım kendime…
Ömür ha
bitti, ha bitecek…
Sonsuz âhiret ha geldi, ha gelecek…
Mahşerde
nasıl hesap vereceğim?
Âlemlerin Rabbine ne diyeceğim?
Yüzüm ak mı
çıkacak, yoksa mahcup mu olacağım?
Hem de pek
çok, kırgınım kendime…
Hem de pek çok, kızgınım kendime…
Bana verilen
ömrü neden emanet bilmedim?
Bana verilen nefesi neden şükürle tüketmedim?
Vakit
fırtına gibi esip geçerken ben hep öteledim.
İlimi ibadeti, salih amelleri, hep öteledim.
Tevbeyi, tefekkürü hamd ve şükürü hep erteledim.
Geçici
dünyanın büyüsüne, şeytanın vesvesesine;
Nefsimin bitmeyen heveslerine kandım.
Dünya meşgul etti, nefsim aldattı, şeytan oyaladı…
Ben de kandım.
Gaflet
uykusunda hep dünyayı sayıkladım.
Sonsuz ahiret saadetini hep öteledim.
Kendim için, ümmet-i Muhammed için;
Duayı dilime çok gördüm…
Oysa ölümün
nefesi her an ensemdeydi.
Kabire girince “Keşke!” demenin hiç faydası yok!
İşte bundan dolayı kendime kızgın ve kırgınım…
.
Çünkü Rabbim beni çağırırken ben dünyaya koştum.
O beni affetmeye hazırken ben günahlara sarıldım.
O kapılarını açarken ben nefsimin kapısında bekledim.
Ama ümitsiz
değilim!
Ben günahkârım ama Rabbim Gafûr’dur.
Ben kusurluyum ama O Rahîm’dir.
Ben düştüm ama tevbe kapıları açık…
Ey Rabbim!
Sana layık bir kul olamadım ama Sen benim Rabbimsin.
Hakkıyla şükredemedim ama Sen nimetlerini kesmedin.
Şimdi kapına geldim; ellerim boş, amellerim eksik, kalbim yorgun…
Ama tek ümidim Sensin…
Allah’ım!
Geçmişimi affet, kalan ömrümü bereketlendir.
Boşa geçen günlerimi tevbe ile telafi etmeyi nasip et.
Beni ölüm gelmeden Sana dönenlerden eyle.
Can boğaza dayanmadan kalbimi Sana teslim et;
Son nefesimi Kelime-i Tevhid ile güzelleştir.
Kabir yolculuğumu kolaylaştır,
Mahşer günü yüzümü kara çıkarma.
Amel defterimi sağ elimden ver,
Beni hesabı kolay görülenlerden eyle.
Senin rahmet
kapıların asla kapanmaz.
“Rabbim, beni bağışla. Beni bana bırakma.
Beni Sana en güzel bir kullukla kavuştur.”
Senden başka
gidecek kapım yok…
Sen Rahmân’sın, Rahîm’sin, Raûf’sun yâ Rabbi!
Bu âciz kuluna rahmet et, şefkat et, affet!
Âmin.
Fakir
kardeşiniz
Yaşar Akkaş - 16 Ağustos - Sultanbeyli
Neden şöyle yapmadım?” diye
Kızgınım kendime…
Kırgınım kendime…
Sonsuz âhiret ha geldi, ha gelecek…
Âlemlerin Rabbine ne diyeceğim?
Hem de pek çok, kızgınım kendime…
Bana verilen nefesi neden şükürle tüketmedim?
İlimi ibadeti, salih amelleri, hep öteledim.
Tevbeyi, tefekkürü hamd ve şükürü hep erteledim.
Nefsimin bitmeyen heveslerine kandım.
Dünya meşgul etti, nefsim aldattı, şeytan oyaladı…
Ben de kandım.
Sonsuz ahiret saadetini hep öteledim.
Kendim için, ümmet-i Muhammed için;
Duayı dilime çok gördüm…
Kabire girince “Keşke!” demenin hiç faydası yok!
İşte bundan dolayı kendime kızgın ve kırgınım…
.
Çünkü Rabbim beni çağırırken ben dünyaya koştum.
O beni affetmeye hazırken ben günahlara sarıldım.
O kapılarını açarken ben nefsimin kapısında bekledim.
Ben günahkârım ama Rabbim Gafûr’dur.
Ben kusurluyum ama O Rahîm’dir.
Ben düştüm ama tevbe kapıları açık…
Sana layık bir kul olamadım ama Sen benim Rabbimsin.
Hakkıyla şükredemedim ama Sen nimetlerini kesmedin.
Şimdi kapına geldim; ellerim boş, amellerim eksik, kalbim yorgun…
Ama tek ümidim Sensin…
Boşa geçen günlerimi tevbe ile telafi etmeyi nasip et.
Beni ölüm gelmeden Sana dönenlerden eyle.
Can boğaza dayanmadan kalbimi Sana teslim et;
Son nefesimi Kelime-i Tevhid ile güzelleştir.
Kabir yolculuğumu kolaylaştır,
Mahşer günü yüzümü kara çıkarma.
Amel defterimi sağ elimden ver,
Beni hesabı kolay görülenlerden eyle.
“Rabbim, beni bağışla. Beni bana bırakma.
Beni Sana en güzel bir kullukla kavuştur.”
Sen Rahmân’sın, Rahîm’sin, Raûf’sun yâ Rabbi!
Bu âciz kuluna rahmet et, şefkat et, affet!
Âmin.
Yaşar Akkaş - 16 Ağustos - Sultanbeyli
Yorumlar
Yorum Gönder