Çocuk Eğitiminde Altın Kurallar -1-

Çocuk Eğitiminde Altın Kurallar -1-
 
İslâm Ahlâkı ve Modern Pedagoji Işığında Anne Babalara Rehber
 
Nebevî Metot,
Giriş
Çocuk eğitimi, yalnızca yanlış davranışları düzeltmekten ibaret değildir. Asıl hedef; güven duygusu gelişmiş, sağlam karakterli, ahlâklı ve sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmektir. Anne ve babanın kullandığı her söz, gösterdiği her tavır ve verdiği her tepki, çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde derin izler bırakır.
Çocuklar çoğu zaman kendilerine söylenen sözleri zamanla unuturlar; fakat o sözlerin kendilerine hissettirdiği duyguları uzun yıllar boyunca taşırlar. Bu sebeple eğitim; korku, aşağılama ve cezalandırma üzerine değil, sevgi, güven, hikmet ve güzel örneklik üzerine inşa edilmelidir.
İslâm terbiyesi de modern eğitim bilimi de, kalıcı eğitimin güven temelli bir ilişki içerisinde gerçekleşeceğini vurgular. Sevgiyle kurulan bağ, korkuyla kurulan itaattan çok daha güçlü ve kalıcıdır. Çünkü amaç sadece çocuğun bugün söz dinlemesi değil; yarın kendi iradesiyle doğruyu seçebilen erdemli bir insan olmasıdır.
Türk kültüründe nesilden nesile aktarılan şu anonim atasözü de çevrenin insan üzerindeki etkisini veciz bir şekilde ifade eder:
"Arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim." Gerçekten de çocuğun karakterinin oluşmasında aile kadar arkadaş çevresi, eğitim ortamı ve içinde yetiştiği sosyal iklim de önemli rol oynar.
Amerikalı psikolog John Broadus Watson, çevrenin eğitim üzerindeki etkisini vurgulamak amacıyla şu dikkat çekici ifadeyi kullanmıştır:
"Bana bir düzine sağlıklı çocuk verin; onları kendi belirleyeceğim bir çevrede yetiştireyim. Yetenekleri, eğilimleri, kabiliyetleri veya soyları ne olursa olsun, içlerinden istediğimi doktor, avukat, sanatçı, tüccar; hatta hırsız veya dilenci yapabileceğimi iddia ederim."
Her ne kadar günümüz psikolojisi kişilik gelişiminde kalıtım ile çevrenin birlikte etkili olduğunu kabul etse de, bu söz eğitimin ve yetişme ortamının önemini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır.
Hz. Ali Radıyallahu Anh'a nispet edilen meşhur bir sözde ise şöyle denilir:
"Çocuklarınızı kendi zamanınıza göre değil, onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin."
Bu söz, ebeveynlere önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Çünkü çocuklarımız bizim geçmişimizde değil, kendi geleceklerinde yaşayacaklardır. Bu nedenle onları yalnızca kendi çocukluğumuzun şartlarına göre değil; yaşayacakları dünyanın ihtiyaçlarını dikkate alarak yetiştirmeliyiz.
Bugünün çocukları; dijital teknolojilerin, yapay zekânın, sosyal medyanın ve hızla değişen bilgi dünyasının içinde büyümektedir. Böyle bir çağda yalnızca bilgi sahibi olmak yeterli değildir.
Doğru bilgiye ulaşabilen, eleştirel düşünebilen, değişime uyum sağlayabilen, ahlâkî ilkelerinden taviz vermeyen ve güçlü iletişim becerilerine sahip bireyler yetiştirmek her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.
Geleceğin Çocuklarını Yetiştirirken Dikkat Edilmesi Gereken Temel İlkeler
Modern pedagoji ile İslâm ahlâkının ortaklaştığı birçok temel ilke bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şunlardır:
      Eleştirel düşünmeyi teşvik edin: Ezberleyen değil; araştıran, sorgulayan ve çözüm üretebilen bireyler yetiştirmeye gayret edin.
      Değişime uyum sağlayabilen bir karakter geliştirmesine destek olun: Bilgi ve teknolojinin hızla değiştiği bir dünyada öğrenmeye açık olmak, geleceğin en önemli becerilerinden biridir.
      Empatiyi ve sosyal becerileri güçlendirin: Sağlam karakter yalnızca akademik başarıyla değil; merhamet, sorumluluk, dürüstlük ve sağlıklı iletişim becerileriyle gelişir.
      Her çocuğun farklı bir fıtrat, mizaç, yetenek ve öğrenme hızına sahip olduğunu unutmayın: Kıyaslamak yerine onun güçlü yönlerini keşfetmesine yardımcı olun.
      Hataları öğrenmenin doğal bir parçası olarak görün: Hata yapan çocuğu değil, hatalı davranışı düzeltmeye odaklanın. Çünkü güven ortamında yapılan rehberlik, korkuyla verilen cezadan çok daha kalıcı sonuçlar doğurur.
Bütün bu temel ilkelerin yanında, farkında olmadan uygulanan bazı yanlış tutumlar da çocukların ruhunda derin yaralar bırakabilir. Çoğu zaman fiziksel cezadan daha ağır etkiler oluşturan bu davranışlar, çocuğun kendine güvenini, aileye olan bağlılığını ve kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir.
İşte bu nedenle, anne ve babaların özellikle kaçınması gereken 19 duygusal ceza bulunmaktadır.
 
Çocuğunuza Asla Vermemeniz Gereken 19 Duygusal Ceza
 
1-    Fiziksel Şiddete Başvurmayın
Çocuğunuz bir yanlış yaptığında onu asla dövmeyin, itmeyin veya fiziksel şiddet uygulamayın. Fiziksel ceza, davranışı kısa süreli olarak durdurabilir; ancak çoğu zaman yanlışın nedenini öğretmez. Bunun yerine korku, öfke ve kırgınlık oluşturabilir; anne-baba ile çocuk arasındaki güven bağını zedeleyebilir.
Yapılan davranışın neden yanlış olduğunu, çocuğun yaşına uygun bir dille açıklayın. Empati kurmasına yardımcı olun.
"Sana böyle yapılsaydı ne hissederdin?" gibi sorular, vicdan ve sorumluluk duygusunun gelişmesine katkı sağlar.
Öfkelendiği veya kendini ifade etmekte zorlandığı anlarda göz hizasına inin, onu dikkatle dinleyin ve bir süre sakinleşmesine fırsat verin. Ardından enerjisini oyun, spor, kitap okuma veya sanatsal faaliyetler gibi yapıcı alanlara yönlendirin.
 
2-        "Senin Yüzünden Oldu…" Diyerek Suçlamayın
Çocuğa taşıyamayacağı bir suçluluk duygusu yüklemek, zamanla her olumsuz olaydan kendisini sorumlu hisseden kaygılı bir kişilik geliştirmesine neden olabilir.
Davranışı eleştirin; kişiliğini değil.
"Bunu yaptığın için kardeşin üzüldü." demek ile "Her şey senin yüzünden oldu." demek arasında büyük fark vardır.
Çocuk, yaptığı davranışın sonucunu öğrenmeli; fakat kendi varlığını bir problem olarak görmemelidir.
 
3-        Hata Yaptığında Onunla Küsmeyin
Bir çocuk için anne ve babasının sevgisini kaybetme korkusu, yaşayabileceği en ağır duygusal cezalardan biridir.
Konuşmamak, yüz çevirmek veya günlerce ilgisiz davranmak; çocukta terk edilme ve değersizlik duygusu oluşturabilir.
Yanlış davranışı onaylamayabilirsiniz; ancak sevginizi geri çekmeyin.
Sakinleştikten sonra onunla konuşun, davranışını değerlendirin ve birlikte çözüm yolları arayın.
 
4-        Başkalarının Yanında Utandırmayın
Toplum içinde azarlanan, küçük düşürülen veya alay edilen çocuk zamanla öz güvenini kaybedebilir ve sosyal ortamlarda kendisini ifade etmekten çekinebilir.
Çocuğun onurunu korumak da eğitimin önemli bir parçasıdır.
Yanlış davranışını mümkün olduğunca yalnızken konuşmanız, hem daha etkili hem de daha saygılı bir eğitim yöntemidir.
İnsanların içinde övülen çocuk mutlu olur; insanların içinde aşağılanan çocuk ise kırılır.
 
5-        Kardeşleri veya Başka Çocuklarla Kıyaslamayın
Her çocuk farklı bir fıtrat, mizaç, ilgi alanı ve öğrenme hızına sahiptir.
"Bak kardeşin ne kadar düzenli.", "Arkadaşın senden daha başarılı."…
Gibi ifadeler; motive etmekten çok, değersizlik, kıskançlık ve yetersizlik duygularını besleyebilir.
Bunun yerine çocuğun kendi gelişimini fark etmesine yardımcı olun.
"Geçen aya göre çok daha akıcı okuyorsun."
"Bu soruları eskisine göre daha rahat çözebiliyorsun."… Gibi ifadeler, gelişim odaklı bir bakış açısı kazandırır.
Çocuğu başkalarıyla değil, geçmiş hâliyle kıyaslayın. “Sende büyük gelişmeler görüyorum!” diye ödüllendirin.
 
6-        Aşırı ve Gerçekçi Olmayan Övgülerden Kaçının
Çocuğun yaptığı her sıradan davranışı olağanüstü göstermeye çalışmak da sağlıklı değildir.
"Sen bir dahisin.", "Dünyanın en güzel resmini yaptın."… Gibi abartılı övgüler, zamanla inandırıcılığını kaybeder. Çocuk, sürekli aynı düzeyde takdir beklemeye başlayabilir.
Övgünüzü sonuca değil, gösterdiği çabaya yöneltin. "Bu resmi yaparken renkleri seçmek için gerçekten emek vermişsin.", "Vazgeçmeden denemeye devam etmeni çok değerli buluyorum."… Gibi yaklaşımlar, iç motivasyonunun gelişmesine katkı sağlar.
 
7-        Sevginizi Şartlara Bağlamayın
Çocuğun anne ve babasının sevgisine her zaman ihtiyaç duyduğunu unutmayın.
"Seni ancak uslu durursan severim.", "Yemeğini bitirmezsen seni sevmem.", "Başarılı olursan seninle gurur duyarım."… Gibi ifadeler, sevginin kazanılması gereken bir ödül olduğu düşüncesini oluşturabilir.
Çocuk zamanla:
"Ancak başarılı olursam değerliyim."… İnancını geliştirebilir. Oysa doğru yaklaşım şudur:
"Seni her zaman seviyorum; fakat bu davranışını doğru bulmuyorum."
Böylece çocuk, davranışıyla kendi değeri arasındaki farkı öğrenir.
Koşulsuz sevgi; disiplinin alternatifi değil, sağlıklı disiplinin temelidir.
 
8-        Çocuğunuzun Yerine Sürekli Siz Karar Vermeyin
"Aman hata yapmasın.", "Aman üzülmesin." düşüncesiyle çocuğun giyeceği kıyafetten kuracağı arkadaşlıklara kadar her kararı anne babanın vermesi, zamanla onun kendi kararlarını alma cesaretini zayıflatabilir.
Çocuk, sorumluluk almayı yaşayarak öğrenir. Yaşına uygun seçimler yapmasına fırsat verin. Hata yapmasına izin verin; ancak onu yalnız bırakmayın. Rehber olun, kontrol eden değil…
 
9-        Mükemmeliyetçi Beklentiler Yüklemeyin
Her sınavdan en yüksek notu almasını, her yarışmada birinci olmasını veya her işi kusursuz yapmasını beklemek, çocuğun üzerinde ağır bir baskı oluşturabilir.
Mükemmeliyetçilik, çoğu zaman başarıyı değil; hata yapma korkusunu besler.
Başarı kadar gayreti de takdir edin. Başarısız olduğunda onu yargılamak yerine:
"Bu tecrübeden neler öğrendin?" Sorusunu sorun. Çünkü hata, doğru değerlendirildiğinde öğrenmenin en güçlü basamaklarından biridir.
 
10-    Duygularını Küçümsemeyin veya Yok Saymayın
Çocuk korktuğunda, üzüldüğünde ya da ağladığında;
"Bunda ağlanacak ne var?", "Kocaman çocuk oldun.", "Amma da abarttın."… Gibi ifadeler kullanmak, onun kendi duygularına güvenmesini zorlaştırabilir.
Önce duygusunu anlamaya çalışın.
"Üzüldüğünü görebiliyorum.", "Bu durum seni korkutmuş olmalı.", "İstersen birlikte çözüm bulabiliriz."…
Duyguları kabul etmek, her davranışı onaylamak anlamına gelmez. Önce duygu anlaşılır; sonra davranış değerlendirilir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Esmaül Hüsna (Arapça- Türkçe) دُعٰٓاءُ اَسْمٰٓاءُ الْحُسْنٰى

Devri Alâ Duası حزب الدَّورُ الأَعلَى (حِزْبُ الوِقَايَةِ)

Kayıp Bulma Duaları