Gönül Hûn Oldu Şevkinden

Gönül Hûn Oldu Şevkinden
 
Gönül hûn oldu şevkinden, boyandım ya Rasûlallâh!
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım ya Rasûlallâh!
Ezel bezminde bir dinmez figândım ya Rasûlallâh!
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım ya Rasûlallâh!
 
Yanan kalbe devâsın sen, bulunmaz bir şifâsın sen,
Muazzam bir sehâsın sen, dilersen rehnümâsın sen,
Habîb-i Kibriyâ’sın sen, Muhammed Mustafâ’sın sen,
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım ya Rasûlallâh!
 
Gül açmaz, çağlayan akmaz, ilâhî nûrun olmazsa,
Söner âlem, nefes kalmaz, felek manzûrun olmazsa,
Firâk ağlar, visâl ağlar, ezel mestûrun olmazsa,
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım ya Rasûlallâh!
 
Erir cânlar o gül bûy-ı revân-bahşın havâsından,
Güneş titrer, yanar dîdârının bak ihtirâsından,
Perîşân bir niyâz inler hayatın müntehasından,
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım ya Rasûlallâh!
 
Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam,
Yanardağlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam,
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam,
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım ya Rasûlallâh!
 
Ne devlettir yumup aşkınla göz, râhında cân vermek, 
Nasîb olmaz mı sultânım, haremgâhında cân vermek? 
Sönerken gözlerim âsân olur âhında cân vermek, 
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım ya Rasûlallâh! 
 
Boyun büktüm, perîşânım, bu derdin sende tedbîri,
Lebim kavruldu ateşten, döner pâyinde tezkîri,
Ne dem gönlün murâd eylerse taltîf eyle kıtmîri,
Cemâlinle ferahnâk et ki yandım ya Rasûlallâh!
(Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)
 
Yaman Dede (Diyamandi) (Rahmetullâhi Aleyh)
 
Lügatçe
Hûn: Kan ("Hûn olmak": Kan ağlamak, kanla dolmak. Metindeki "hor/zelil" tanımı yanlıştır).
Şevk: Şiddetli arzu, coşku, kavuşma isteği.
Nîrân: Ateşler ("Nûr" kelimesinin değil, "Nâr" [ateş] kelimesinin çoğuludur).
Bezm: Meclis, sohbet ve muhabbet yeri ("Bezm-i Ezel": Ruhların yaratıldığı ilk meclis).
Figân: Feryat, acı veya aşkla bağırma.
Cemâl: Yüz güzelliği, tecelli eden ilahi güzellik.
Ferahnâk: Sevinçli, ferahlamış, içi açılmış.
Sehâ: Cömertlik, el açıklığı.
Rehnümâ: Yol gösteren, kılavuz.
Habîb-i Kibriyâ: Yüce Allah’ın sevgilisi (Hz. Peygamber s.a.v.).
Manzûr: Bakılmış, nazar edilmiş, göz önünde olan.
Firâk: Ayrılık.
Visâl: Kavuşma, mülakat.
Mestûr: Örtülü, gizli, perde arkasında olan.
Bûy-ı revân-bahş: Cana can katan, ruh veren koku.
Dîdâr: Yüz, çehre, görünüş.
Müntehâ: Son, nihayet, son nokta.
Messeylemek: Dokunmak, temas etmek.
Râh: Yol.
Haremgâh: Yabancıların giremediği, kutsal ve mahrem alan/mekân.
Âsân: Kolay, zahmetsiz.
Leb: Dudak.
Pây: Ayak.
Tezkîr: Zikretme, anma, hatırlatma.
Kıtmîr: Ashâb-ı Kehf'in köpeğinin adı; edebiyatta alçakgönüllülük ifadesi olarak "sadık kul/köle" anlamında kullanılır.
Taltîf:
İltifat etme, değer verme, ödüllendirme.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Esmaül Hüsna (Arapça- Türkçe) دُعٰٓاءُ اَسْمٰٓاءُ الْحُسْنٰى

Devri Alâ Duası حزب الدَّورُ الأَعلَى (حِزْبُ الوِقَايَةِ)

Kayıp Bulma Duaları