Toplum Neden mi Bozuldu?

Toplum Neden mi Bozuldu?

 

Geniş Aileden Bireysel Yalnızlığa Toplumsal Dönüşüm ve Manevî Reçete

 

Giriş: Aile Toplumun Mayasıdır

Toplumun özü, mayası ve sarsılmaz temel taşı ailedir. Aile yapısı sağlam, maneviyatı güçlü ve kaim olan bir cemiyet, karşılaştığı en büyük fırtınalar karşısında bile dimdik ayakta kalabilir. Ancak ailede başlayan çözülme, zamanla sirayet dalgası gibi toplumun bütün kılcal damarlarına yayılır. Zira kale içeriden fethedildiği gibi, bir medeniyet de ancak kalesi olan aile yıkıldığında çöker.

 

Son yüzyılda yaşanan hızlı şehirleşme, sanayileşme, kontrolsüz Batılılaşma, kültürel değişim ve yaşanan dönüşümler; sadece yaşam tarzımızı değil, düşünce ve zihniyet dünyamızı, ahlâk anlayışımızı ve aile yapımızı da derinden etkilemiş ve sarsmıştır. Bugün sıkça sorulan "Toplum neden bozuldu?" sorusunun en önemli cevabı, kaybettiğimiz aile medeniyetinde ve unutulan edep ilkelerinde gizlidir.

 

1. Bölüm: Bir Hikmet Mektebi Olarak Geniş Aile

Eskiden "geniş aile" denilen bereket ve muhabbet yüklü bir hayat nizamı ve iklimi vardı. Aynı çatı altında veya birbirine komşu evlerde yaşayan dedeler, nineler, amcalar ve halalar sadece birer akraba değil; hayat üniversitesinden mezun olmuş birer hikmet ve irfan öğretmeniydi.

 

Çocuklar;

 

• Dinlerini; farzı, vacibi, sünneti, haramı, helâli, mekruhu ve dinî edebi hayatın tabii akışı içinde,

• Aile bireylerinin birbirlerine karşı görev, sorumluluk ve haklarını,

• Anne babaya itaati ve hürmeti, büyüklere saygıyı, küçüklere merhameti,

• Yardımlaşmayı, paylaşmayı, komşuluk hukukunu ve güzel ahlâkı,

• Vatana, millete ve mukaddesata karşı sevgi, sadakat, bağlılık ve hizmet şuurunu,

• Tabiatı, çevreyi ve bütün mahlûkatı koruma bilincini; hayvanlara karşı şefkat ve merhameti,

• Doğruluğu, dürüstlüğü, kanaati, sabrı, şükrü ve diğerkâmlığı,

 

Önce aile büyüklerinden öğrenirdi.

 

Akşam sofraları ve sohbetleri sadece yemek yenilen yerler değil; aynı zamanda birer irfan meclisiydi. Dedelerin ve babaların anlattığı gaza, askerlik, hayat tecrübeleri ve hatıraları ile ninelerin yaptığı nasihatler, çocukların karakterini inşa eder, tarih şuurunu ve vatan sevgisini bizzat ilk kaynağından yudumlatırdı.

 

Çocuk;

·       Dedesinin duruşundan ve vakarından doğruluğu,

·       Ninesinin şefkat dolu duasından ve gözyaşından merhameti,

·       Babasının çalışkanlığından sorumluluğu,

·       Annesinin şefkatinden sevgiyi,

·       Büyüklerine gösterilen sevgi, saygı ve hürmetten edebi,

·       Komşuların hâl ve hatırını sormasından ise paylaşmayı, diğerkâmlığı ve toplumsal sorumluluk bilincini öğrenirdi.

 

Çünkü terbiye, anlatmaktan önce yaşamaktır. Evlerimizde sevgi, saygı ve hürmet vardı; dolayısıyla ilahi bir bereket hâkimdi. Büyükler konuştuğunda küçükler edeple dinler; bir hata işlendiğinde kırıp dökmeden, şefkatle tashih edilirdi. Yaşlılar, evin en kıymetli hazinesi, huzur vesilesi ve dua kapısı olarak görülürdü.

 

Cenâb-ı Hak anne-babaya ve aile büyüklerine karşı takınılacak edebi şöyle buyurur:

 

"Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve ana babaya iyilik etmenizi emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara 'öf!' bile deme; onları azarlama; onlara güzel ve tatlı söz söyle." (İsrâ Suresi, 17/23)

 

Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem de aile içi hiyerarşinin ve ahlakın temel ölçüsünü şöyle belirlemiştir:

 

"Küçüğümüze merhamet etmeyen, büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir." (Tirmizî, Birr, 15)

 

"Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan (güzel terbiyeden) daha kıymetli bir miras bırakmamıştır." (Tirmizî, Birr, 33; İbn Hanbel, Müsned, IV, 77)

 

Bu hadis-i şerif, çocuklara bırakılacak maddi servetten çok manevi eğitimin ve dürüst bir karakterin önemini anlatır. Maddi miras yetersizdir; mal ve para zamanla biter, güzel ahlak ise kalıcıdır. Anne ve babalar çocuklarına sadece dünya malı değil; dürüstlük, sevgi, saygı ve sorumluluk bilinci de vermelidir.

 

2. Bölüm: Bireyselleşme, Tüketim ve Manevî Çözülme Salgını

Zamanla aile yapımız ve medeniyet anlayışımız değişmeye başladı. Batı'nın seküler ve maddeci değerleri öne çıktı. Geniş aileler küçüldü, çekirdek aileler yalnızlaştı. Nihayet insanlar aynı apartmanda yaşadığı komşusunu bile tanımaz, aynı mahallede selamlaşmaz hâle geldi.

 

Teknoloji ilerledi, ekranlar çoğaldı; fakat gönüller birbirinden uzaklaştı. Aynı evin ve odanın içinde yaşayan insanlar birbirlerinin yüzüne bakmaz oldu; sohbetin yerini dedikodu, magazin ve ekran soğukluğu aldı. Ne yazık ki çoğu zaman Batı'nın ilim, teknoloji ve üretim disiplinini almak yerine; aileyi zayıflatan, kokuşmuş ahlaki yapısını, tüketim çılgınlığını ve aşırı bireyciliği öne çıkaran kültürel alışkanlıkları taklit etmeyi tercih ettik. Maneviyatımızdan koparak yaşadığımız bu bilinçsiz taklit, nesillerimizi öz değerlerine yabancılaştırdı.

 

Oysa medeniyet; ahlâkı terk etmek değil, ilim ve fazileti birlikte yükseltebilmektir. Eski insanımız "diğerkâm"dı; yani kendini düşündüğü kadar kardeşini ve komşusunu da düşünürdü. Şimdiki anlayış ise insanı bencilleştirdi; her şeyi anlık menfaat ve maddi kazanç parantezine hapsetti. Adres göstermek için bile ücret talep eden gaddar ve maddeci zihniyet toplumumuza da sirayet etmeye başladı. Sokakta yardımlaşma azaldı, komşuluk ilişkileri "rahatsız edilmeme" bahanesiyle koparıldı, akrabalık (sıla-i rahim) seyrekleşti ve kalpler giderek yalnızlaştı.

 

Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem imanın kemalini kardeşlik ve fedakârlık şartına bağlayarak şöyle buyurmaktadır:

 

"Sizden biriniz, kendisi için istediğini din kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz." (Buhârî, Îmân, 7; Müslim, Îmân, 71)

 

Aşırı dünyevileşme ve bencillik, kalpleri katılaştırmakta ve insanı asli gayesinden uzaklaştırmaktadır. Hasan-ı Basrî (rahimehullah) bu tehlikeyi şu veciz sözüyle özetler:

"Dünyaya fazla bağlanan kimse üç şeye müptela olur: Bitmeyen bir keder, tükenmeyen bir hırs ve ulaşamayacağı emeller."

 

3. Bölüm: İlim ve Teknolojide Doğru Ölçü

İslâm hiçbir zaman ilme, bilime, sanata ve teknolojiye karşı olmamıştır. Bilakis faydalı olan her bilgi ve tekniğin nerede olursa olsun alınması teşvik edilmiştir.

 

Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurmuştur:

 

"Hikmet müminin yitik malıdır; onu nerede bulursa almaya en layık olan odur."

(Tirmizî, İlim, 19)

 

Bu sebeple yapılması gereken; teknolojiyi almak, üretimi geliştirmek, bilimi öğrenmek, çalışmak ve üretmektir. Gelişmeyi kılık kıyafette veya ahlaki kuralları yıkmakta aramak medeniyet değil, öz değerlerden sapmadır. Asıl tutum; insanlığa faydalı üretimi benimsemek, fakat aileyi yıkan, hayâyı zedeleyen, aileyi tahrip eden ve maneviyatı aşındıran anlayış ve yaşam biçimlerini dışarıda tutmaktır. Ne kadın ne de erkek bir süs ve geçim aracı değildir. Engelli ve otistik insanlar toplumun ortak değerleridir. O değerlere sahip çıkarsak Âlemlerin Rabbi de bize o kadar sahip çıkar.

 

Kur'an-ı Kerim bu konuda ölçüyü son derece açık bir şekilde koyar:

"İyilik ve takvâ (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzerinde yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın." (Mâide Suresi, 5/2)

 

4. Bölüm: Çocuk Eğitimi Önce Evde Başlar (Karakter Binası ve Örneklik)

Bir çocuğun ilk okulu ve en tesirli medresesi evidir. İlk öğretmeni annesi, ilk kahramanı babası, ilk rol modeli ise aile büyükleridir. Karakter, sadece teorik bilgilerle veya ekran başında verilen telkinlerle değil; bizzat yaşanarak, görülerek ve örnek olunarak inşa edilir. Çünkü çocuk duyduğundan ziyade gördüğünü taklit eder.

 

Çocuk;

·       Dedesinin namazındaki huşuyu,

·       Ninesinin seccade üzerindeki gözyaşlarıyla yaptığı samimi duayı,

·       Annesinin iffetini ve şefkatini,

·       Babasının doğruluğunu ve çalışkanlığını,

·       Anne ve babasının birbirine ve büyüklerine olan nezaketini, saygısını ve sevgisini görerek büyürse, ahlâkı kitaplardan önce evinde özümser.

 

Cenâb-ı Hak evdeki sorumluluğumuza dair şöyle buyurur:

"Ey iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun." (Tahrîm Suresi, 66/6)

Nitekim Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle uyarmıştır:

"Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden sorumlusunuz." (Buhârî, Cuma, 11; Müslim, İmâre, 20)

 

Büyük İslam alimi İmam Gazâlî (rahimehullah) çocuğun terbiyesi hakkında şöyle buyurur:

"Çocuk, anne ve babasının yanında işlenmeye hazır tertemiz bir cevherdir. Hangi tohum ekilirse onun mahsulünü verir."

 

Ayrıca unutulmamalıdır ki, göz kalbin penceresidir. Evlerimize giren haram görüntüler, gayrimeşru rol modeller, televizyon dizileri ve sosyal medya algoritmaları evlerdeki sohbetin, zikrin ve Kur'an tilavetinin yerini aldığında nesillerimizin kalbi ve fıtratı savrulmaya mahkûm kalır.

Evlerimizde Kur'ân-ı Kerim'in sesi azaldığında ekranların sesi yükselir; sohbet azaldığında yalnızlık artar; muhabbet eksildiğinde ise huzur da eksilir.

 

Sonuç ve Manevî Reçete

Toplumlar bir günde bozulmadığı gibi, bir günde de düzelmez. Bozulma süreci önce ailede başlar; sevgiyi, saygıyı, hürmeti ve edebi yutar. Ardından bencillik ve hayasızlık mahalleye, şehre ve bütün topluma yayılır.

 

Çözüm; geçmişi şeklen taklit etmek veya kopyalamak değil, Kur'ân ve Sünnet'in aileye kazandırdığı değişmez manevi değerleri yeniden ihya etmektir. Toplumun yeniden ihyası; aileyi, ahlâkı ve maneviyatı yeniden inşa etmekle mümkündür.

 

Bunun için;

Evlerimizi yeniden Kur'ân, ilim, zikir, sohbet ve muhabbet meclislerine dönüştürmeliyiz.

Anne ve babamızın, dede ve ninelerimizin duasını, tecrübelerini bir nimet ve rehber olarak görmeli, onları baş tacı etmeliyiz. Onları asla ve asla huzurevlerine terk etmemeliyiz.

Ekranların esaretinden kurtulup aile fertlerimizle yüz yüze, gönül gönüle sohbet etmeliyiz.

Çocuklarımıza sadece fani mal, mülk ve servet değil; iman, güzel ahlâk, edep, şahsiyet ve sağlam bir karakter mirası bırakmalıyız.

Hz. Ali Radiyallahü Anh efendimizin buyurduğu gibi:

"Asıl yetimler anadan babadan değil, ilim ve ahlâktan yoksun olanlardır."

 

Akrabalık ve komşuluk bağlarını yeniden kuvvetlendirmeli; "ben" yerine "biz" anlayışını ve şuurunu hâkim kılmalıyız.

 

Kur'ân-ı Kerîm'i ve Sünnet-i Seniyye'yi aile hayatımızın rehberi hâline getirerek; sevgi, saygı, merhamet, edep ve adalet üzerine kurulu yuvalarda yeni nesiller yetiştirmeliyiz.

 

Yunus Emre Kuddise Sirrûh hazretlerinin şu sözü, bu anlayışın en güzel ifadesidir:

"Yaratılanı severiz, Yaratan'dan ötürü."

 

Güçlü toplumlar, güçlü ailelerden; güçlü aileler ise iman, güzel ahlâk, merhamet, kardeşlik, sevgi, saygı ve fedakârlık üzerine kurulan yuvalardan doğar.

 

Dua

Allah'ım! Bizleri aile bağlarını kuvvetlendiren, anne babasına ve büyüklerine hürmette kusur etmeyen, evlatlarına güzel ahlâkı yaşayarak öğreten kullarından eyle.

 

Evlerimizi Kur'ân-ı Kerim’in nuru, zikrin huzuru ve muhabbetin bereketiyle mamur kıl. Kalplerimizi iman ve ihlâsla dirilt; nesillerimizi Kur'ân ve Sünnet'in rehberliğinde yetişen salih kullarından eyle.

 

Bizleri; akrabalık bağlarını gözeten, komşuluk hukukunu koruyan, iyiliği yayan, kötülüğe hikmetle karşı duran ve sırat-ı müstakîm üzere yaşayan kullarından eyle. Bizleri ve nesillerimizi dünya ve ahiret saadetine ulaştır. Âmin.

 

Hazırlayan:

Fakir Kardeşiniz

Yaşar Akkaş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Esmaül Hüsna (Arapça- Türkçe) دُعٰٓاءُ اَسْمٰٓاءُ الْحُسْنٰى

Devri Alâ Duası حزب الدَّورُ الأَعلَى (حِزْبُ الوِقَايَةِ)

Kayıp Bulma Duaları