Ahirette Herkes O Gazabı Görünce Birbirinden Kaçacak
Ahirette
Herkes O Gazabı Görünce Birbirinden Kaçacak
Abese
suresinde, ahirette herkes o gazabı görünce birbirinden kaçacak, deniliyor.
Nasıl olur da orada çocuğundan veya sevdiğinden kaçar?
- Işık saçan ve kapkara yüzler ne demektir?
Cevap
Değerli kardeşimiz,
İlgili
ayetlerin meali:
"Kulakları
sağır eden o ses geldiğinde, 0 gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından,
eşinden ve çocuklarından kaçar. 0 gün her kişinin işi başından aşkındır. 0 gün
birtakım yüzler ışık saçar; güleçtir, müjde almıştır. Bir takım yüzler de o gün
toza toprağa bürünmüş; kapkara kesilmiştir. İşte bunlar inkarcılardır,
günahkârlardır." (Abese, 80/33-42)
Kıyamet ve
âhiretten bir kesitin son derece canlı bir tasvirini veren sûrenin bu son
âyetleri, dünya hayatının geçici zevk ve tasalarını aşıp varlığının anlamı,
değeri, amacı ve akıbeti üzerine düşünebilme seviyesine ulaşmış her insanı
sarsıcı gerçeklerle yüz yüze getirmektedir. Kıyamet gününde evrende meydana
gelecek olan olaylar korkunç sesler çıkaracağı için ona 33. âyette
"sâhha" adı verilmiştir. O gün geldiğinde aralarında akrabalık bağı
bulunanların birbirinden kaçışının sebebi çeşitli şekillerde izah edilmiştir
a) Kıyamet
olayları herkesi dehşete düşüreceği için o ortamda insanların birbirini
düşünmeleri mümkün değildir; herkes kendi başının derdine düşer.
b)
Akrabalıktan doğan haklarını isteyecekleri endişesiyle insanlar birbirinden
kaçarlar.
c) Kişi,
akrabaları onun içinde bulunduğu sıkıntılı durumu görmesin diye onlardan kaçar.
d) Onların
kaçmalarının bir nedeni, kendisine bir fayda verememeleri ya da üzerindeki
herhangi bir sıkıntıyı giderememeleri olacaktır. Nitekim yüce Allah şöyle
buyurmaktadır: "O günde hiçbir mevlâ (dost, akraba)nın mevlâsına bir
faydası olmaz." (Duhan, 44/41) Kişi onların acizliklerini, çarelerinin
azlığını açıkça göreceği vakit, onları bırakıp bütün bu sıkıntılarını açıp,
kederlerini giderecek kimseye doğru kaçacaktır.
Bir önceki
sûrede (Naziât, 79/8-9) kıyamet ve mahşerin dehşetinden dolayı bütün kalplerin
korkudan neredeyse yerinden oynayacağı, gözleri korku bürüyeceği
bildirilmektedir. Abese sûresinin bu son âyetlerinden anlıyoruz ki inkarcı ve
isyankârların korku, kaygı ve perişanlıkları devam ederken müminlerin durumları
aydınlanınca kalplerindeki korku ve kaygının yerini ferahlık ve sevinç alacak,
bu sevinç yüzlerine yansıyacaktır.
Ana
evladından kaçar mı?
“O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar.”
Dünya hem
ahirete hazırlanma dönemidir, hem de nesli devam ettirme, sosyal hayatı denge
ve düzende tutma, insanlar arasında yararlı anlaşma ve kaynaşmayı sağlama
yeridir. O bakımdan Cenab-ı Hak, insanın fıtrat mayasına, onun mikro modelini
taşıyan genlere evlattan, eşten, dosttan, hısımlardan yana şefkat, merhamet, sıcak
ilgi, sevgi ve saygı iksirini yerleştirmiştir. Bütün bunlar, O’nun yeryüzüne
indirdiği yüz rahmetinden bir rahmetinin tezahürüdür.
Annenin
kendisini çocuğuna feda etmesi veya kendini ona feda edecek derecede sevmesi,
evli eşlerin birbirine sıcak ilgi duyup bağlanması; torunlara öz evlattan fazla
sevgi izhar edilmesi bütünüyle nesli devam ettirme kanunuyla izah edilebilir.
Bazı istisnalar dışında böylesine bir ilgi sürüp gider.
Ahirette
yeni bir düzen kurulur. Orada üreme söz konusu olmayacağına göre nesli devam
ettirme kanunu iptal edilir. Böylece yakınlara olan deruni ilgi kopar, sadece
Allah için sevme ve ilgi duyma başlar. Dünya’da Allah için, O’nun hoşnutluğunu
dileyerek dostluk ve arkadaşlık kuranlar, ahirette de dost ve arkadaş olarak
kalırlar.
Bu gerçek
olaylar bize neleri öğretiyor? Önce şunu belirtelim ki, dünya hayatında basit
çıkarlar için yapmacık dostluk ve arkadaşlık kurmak, insanın yaratılışındaki
hikmete ve mükerremliğe ters düşer. Ancak sevdiğimizi Allah için sevdiğimiz;
dost ve arkadaş seçtiğimizi yine O’nun için seçtiğimiz derecede gerçek mü’min
olduğumuzu isbat etmiş oluruz. (bk. Mü’minun, 23/101)
Âhirette
nesep bağlarının kopmasının bir nedeni de şudur: Bilindiği gibi, cennet
dinlenme, huzura kavuşma, ebediyen mutlu olma yurdudur. O bakımdan evlâdı
cehennemde yanan bir anneyi; babası ve annesi azap içinde kıvranan bir evladı
düşünün. Eğer insanların kalbinde soy, hısımlık, yakınlık duygusu silinmemiş
olsa, Cennet de o insanlar için bir bakıma cehennem olurdu. İşte kişinin kendi
kardeşinden, ana ve babasından, eşinden ve çocuklarından uzaklaşmasının veya
kaçmasının hikmeti budur.
Mutlu Sonuç
“Yüzler var ki, o gün ışıl ışıl ışıldar. Güler ve müjde sevincini duyar.”
Her kişi
yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere kabrinden kaldırılır. Dünyada
işlediği amel ve ibâdeti; yaptığı iş ve hizmeti niyetine ve amacına göre
âhirette tezahür eder. Çünkü ameller niyetlerin aynasıdır ve değer ölçüsüdür...
O bakımdan herkes niyetine ve işindeki doğruluk ve ciddiyetine, ibâdetindeki
samimiyetine göre karşılık görür. Cenâb-ı Hak mutlak surette âdildir; yapılan
samimi hizmetleri, riyadan ve gösterişten uzak amelleri, Hakk'ın hoşnutluğu
doğrultusunda yapılan iyilik ve hayırları fazlasıyla mükâfatlandırırken,
işlenen fenalıktan, edilen kötülükleri de misliyle cezalandırır.
Kıstas ve
ölçü niyet samimiyet ve ciddiyet olunca, kıyamet gününde bütün bunlar açığa
çıkar ve kişinin yüzünde belirir: Bazı yüzler ışıl ışıl ışıldar, mutluluk ve
ferahlık kendini hissettirir. Bazı yüzler de üzerine toz yağmış, is bulaşmış
gibidir. Kötü niyetleri, samimiyetsizlikleri, doğruluktan uzak tutumları
bütünüyle yüzlerinde tezahür eder. Cenâb-ı Hak bu ikinci zümrenin kâfir ve
fâcirler olduğunu açıklamakta ve bu iki karanlık sıfatın kişiyi nasıl sonsuz
karanlıklara sürükleyeceğini haber vermektedir.
İlim
adamları ise bu âyetlerde yer alan, altı kadar kavram üzerinde durmuş ve
bunları delâlet ettikleri mânalara göre açıklarken neden ve niçinlerini şöyle
belirtmişlerdir:
a) Gerçek
mü'min o gün Cenâb-ı Hakk'ın rahmet ve inayetinin kendi lehine tecelli ettiğini
görünce, eriştiği nîmet, devlet, kurtuluş ve saadetten dolayı yüzü ışıl ışıl
ışıldar. Allah yolunda saç ve sakalının, üst ve başının tozlanmasına karşılık
yüzünde ilâhî nur parlar.
b) Dünyada
abdest suyunun dokunduğu kısımlar parıldar. Taşıdığı bu ışık, ona hem kabrinde,
hem de âhiret gününde bir nur olur da önünü ve yanını aydınlatır. Kabrinden
kalkıncaya kadar ruhu Cennet havasıyla neşelenir ve ferahlanır.
c) Geceleri
kalkıp ibâdet ettiği, meşru ölçüler içinde helâl lokma ile karnını doyurduğu,
Allah'ın verdiği nimetlerden bir kısmını O'nun muhtaç kullarına verdiği ve
böylece birçok kimselerin sıkıntısını giderdiği için sonsuz saadetle
müjdelenir.
d) Dünyada
iken, inkarcı sapıklarla, günahkâr azgınlarla dostluk kurmadığı ve yalnız
mü'minleri kardeş edindiği ve hem kendisi, hem de onlar için çalıştığı için,
âhirette onun bu güzel hali yüzünde belirir ve mahşer alanında herkesin
gıptasını çekecek kadar nura kavuşur.
İnkarcı
sapıklara gelince:
Dünyada Allah'a değil, sadece nefislerine hizmet edip hayat dizginini nefis ve İblîs'in eline verdikleri; işledikleri bir sürü günah ve isyanla ruhlarını ve kalplerini kararttıkları için âhiret gününde onların bu kötü halleri yüzlerinde tezahür eder; öyle ki yüzlerine toz yağmış ve onun da üzerine is sürülmüş gibi bir görünüme bürünürler. Önlerini ve yanlarını aydınlatan hiçbir nurları olmaz.
İşte kendini
böyle elîm bir sonuca lâyık görenlerin daha çok iki kötü sıfatı söz konusudur:
Birincisi,
Peygamberin teblîğ buyurduğu dinî esasları inkâr etmeleridir.
İkincisi,
maddeyi ve şehveti amaç seçip onları elde etmek için her şeyi kendilerine mubah
sayarak kutsal değer adına ne varsa hepsini çiğneyip hiçe saymalarıdır.
Cenâb-ı
Hakk'ın Abese sûresinin bu son bölümünde mü'min ve kâfir zümrelerden her
birinin karşılaşacağı mutlu veya mutsuz sonucu, âhirette cereyan edecek
safhasıyla anıp bir tablo halinde gözler önüne sermesi, elbetteki çok
anlamlıdır. Diyebiliriz ki, bu, sadece O'nun rahmetinin bir diğer tezahürü ve
gufranının insanlardan yana yönelmesinin bir başka tecellisidir.
Ortada uyarı
var, davet var, öğüt var, müjde var ve tehdîd var. Duygu ve düşünceye seslenme;
akla ışık tutma, vicdanları harekete geçirme ve gelecek günleri çok iyi hesaba
katma sinyali söz konusudur.
Yeter ki,
gören gözler, işiten kulaklar, anlayan gönüller, düşünebilen kafalar ve
duygunun önünde yürüyen akıllar bulunsun.
Kaynaklar:
- Kurtubi,
Ahkam; Diyanet İşleri Başkanlığı, Kuran Yolu; Celal Yıldırım, İlmin Işığında
Asrın Kur’an Tefsiri. ilgili ayetlerin tefsiri.
Selam ve dua
ile...
Sorularla İslamiyet
Değerli kardeşimiz,
“O gün kişi kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçar.”
“Yüzler var ki, o gün ışıl ışıl ışıldar. Güler ve müjde sevincini duyar.”
Dünyada Allah'a değil, sadece nefislerine hizmet edip hayat dizginini nefis ve İblîs'in eline verdikleri; işledikleri bir sürü günah ve isyanla ruhlarını ve kalplerini kararttıkları için âhiret gününde onların bu kötü halleri yüzlerinde tezahür eder; öyle ki yüzlerine toz yağmış ve onun da üzerine is sürülmüş gibi bir görünüme bürünürler. Önlerini ve yanlarını aydınlatan hiçbir nurları olmaz.
Sorularla İslamiyet
Yorumlar
Yorum Gönder