İnsanlar Neyin Peşinde?

İnsanlar Neyin Peşinde?
 
İnsan bazen Rabbinin bir lütfu olarak zihnine doğan güzel bir fikrin peşine düşer. Kalemini eline alır; insanlığa faydalı olacak, gönüllere dokunacak birkaç satır yazmak ister. Tam o anda mutfaktan bir ses gelir:
 
"— Nerede kaldın, çayın soğudu."
 
Elbette bu, hayatın tabiî akışıdır. Fakat bazen birkaç dakikalık bir kesinti bile zihinde filizlenen nice güzel düşüncenin dağılmasına sebep olur. Çünkü fikir de bir misafir gibidir; vakti gelince ağırlanmazsa sessizce çekip gider.
 
Bazen de bir otobüste, bir parkta veya mütevazı bir çay ocağında memleketin, ümmetin ve insanlığın meseleleri konuşulur. Bir arkadaş güzel bir fikir ortaya koyar, sen onu tamamlarsın. Hakikat, ilim ve hikmet üzerine bereketli bir sohbet başlar. Dinleyenler de bundan istifade eder.
 
Tam o sırada münasebetsizin biri çıkıp şöyle der:
 
"Türkiye'yi sen mi kurtaracaksın? Dünyayı sen mi düzelteceksin? Bırak bu işleri..."
 
Bir cümle, bazen uzun süren bir tefekkür meclisini dağıtmaya yeter.
 
Cevap versen tartışma büyüyecek...
 
Susup geçsen gönlüne doğan nice fikir kaybolacak...
 
Oysa mümin, insanların alkışını değil Allah'ın rızasını gözetir. Hakikati söylemekle yükümlüdür; neticeyi yaratacak olan ise yalnız Allah Teâlâ'dır.
 
Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
"İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır." (Âl-i İmrân, 3/104)
 
Demek ki insanın vazifesi; hayra çağırmak, hakkı tavsiye etmek ve elinden geldiği kadar iyiliğin yayılmasına vesile olmaktır.
 
Ne yazık ki günümüzde hakikati konuşanlara karşı tahammül giderek azalıyor.
 
Allah Teâlâ'dan, ahiretten, ilimden, ahlâktan söz edildiğinde birçok kimse sıkılıyor.
 
Fakat magazin konuşulsa...
 
Dedikodu yapılsa...
 
Birilerinin kusurları anlatılsa...
 
Saatlerce dinleyebiliyor.
 
Kur'ân-ı Kerîm müminleri şöyle över:
 
"Onlar boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler." (Kasas, 28/55)
 
Bir başka âyet-i kerîmede ise şöyle buyrulur:
 
"Rahmân'ın kulları, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile geçip giderler." (Furkan, 25/72)
 
Mümin için vakit, en kıymetli sermayedir. Ömrünü faydasız tartışmalarla tüketmez.
 
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
 
"Kişinin faydasız işleri terk etmesi, Müslümanlığının güzelliğindendir." (Tirmizî, Zühd, 11)
 
Daha düşündürücü olan ise şudur:
 
Hakikatten rahatsız olan nice insanlar, haramdan rahatsız olmazlar.
 
Birisi insanları Allah Teâlâ'ya çağırınca:
 
"Yeter artık."
 
"Çok konuşuyorsun."
 
"Milleti sen mi kurtaracaksın?" derler.
 
Fakat aynı kişiler saatlerce sosyal medyada vakit geçirebilir...
 
Boş eğlencelerle oyalanabilir...
 
Dedikoduları ilgiyle takip edebilir...
 
Kur'ân-ı Kerim bu durumu şöyle haber verir:
 
"İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak için boş sözleri satın alır." (Lokmân, 31/6)
 
Abdullah b. Mes'ûd (Radıyallahu Anh), bu âyette geçen "lehve'l-hadîs" ifadesini; insanı Allah'ı zikretmekten uzaklaştıran her türlü faydasız söz ve meşguliyet olarak açıklamıştır.
 
Bir başka acı tablo daha vardır.
 
Hakikat konuşulurken gözler başka taraflara çevrilir.
 
Fakat nefsi tahrik eden bir manzara görüldüğünde dikkatler bir anda oraya yönelir.
 
Kur'ân-ı Kerîm bunun ilacını şöyle bildirir:
 
"Mümin erkeklere söyle; gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar." (Nûr, 24/30)
 
Çünkü göz, kalbin penceresidir.
 
İmam Gazâlî (rahimehullah) şöyle der:
 
"Dil kalbin tercümanıdır; göz ise kalbe açılan kapıdır."
 
İbn Kayyim el-Cevziyye (rahimehullah) ise şu önemli tespiti yapar:
 
"Bakış düşünceyi doğurur; düşünce arzuyu, arzu iradeyi, irade de fiili doğurur."
 
Bu sebeple harama devam eden bakış, sadece gözü değil, kalbi de yaralar.
 
İnsanlığın bugün en büyük problemlerinden biri belki de önceliklerini kaybetmesidir.
 
Bilgiye ayıracak vakit bulamıyor...
 
Kur'ân okumaya vakit bulamıyor...
 
Tefekkür etmeye vakit bulamıyor...
 
Anne babasını ziyaret etmeye vakit bulamıyor...
 
Fakat saatlerce ekran başında kalabiliyor.
 
Saatlerce faydasız içerikler tüketebiliyor.
 
Hasan-ı Basrî (rahimehullah) şöyle buyurur:
 
"Dünya sevgisi kalbi kör ve sağır eder."
 
İmam Şâfiî (rahimehullah) da şöyle der:
 
"Faydasız sözden daha ağır bir yük görmedim."
 
Hakikat insana sorumluluk yükler.
 
Nefis ise sorumluluk değil, rahatlık ister.
 
Bu yüzden hak söz çoğu zaman nefse ağır gelir.
 
Hz. Ali (Radıyallahu Anh) ne güzel buyurmuştur:
 
"İnsanlar bilmediklerinin düşmanıdır."
 
Çünkü hakikat, insanın önce kendisini değiştirmesini ister.
 
Nefis ise değişmek istemez.
 
Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
 
"Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa ya hayır söylesin yahut sussun."
(Buhârî, Edeb, 31; Müslim, Îmân, 74)
 
Bugün ise bunun tam tersi yaşanıyor.
 
Hayır konuşulurken insanlar sıkılıyor...
 
Boş söz konuşulurken kalabalıklar toplanıyor...
 
Hakikat anlatılırken meclis dağılıyor...
 
Dedikodu anlatılırken ilgi artıyor...
 
Oysa mümin, insanların beğenisini değil Allah'ın hoşnutluğunu arar.
 
Çünkü bilir ki bir gün bütün konuşmalar bitecek...
 
Meclisler dağılacak...
 
Ömür sona erecek...
 
Geride yalnızca Allah rızası için söylenen sözler ve salih ameller kalacaktır.
 
Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
 
"Asra yemin olsun ki insan gerçekten ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna."
(Asr, 103/1-3)
 
Sonuç
Bugün insanlar çoğu zaman hakikatin değil, geçici hazların peşinden koşuyor; ilmin yerine eğlenceyi, tefekkürün yerine oyalanmayı, kalıcı olanın yerine geçici olanı tercih ediyor.
 
Oysa mümin; ömrünü faydasız meşguliyetlerle tüketmez. Kalbini diri tutacak ilim meclislerini, Kur'ân-ı Kerîm'i, zikri, tefekkürü ve salih amelleri hayatının merkezine koymaya gayret eder. İnsanların alkışını değil, Allah Teâlâ'nın rızasını hedef edinir.
 
Hikmet ehli zatlardan birisi şöyle buyurmuştur:
 
"Dünya bir denize benzer, akıl ise gemidir. Gemi sağlam olursa denizde batmaz; çürük olursa batar."
 
Bu söz, dünyanın imtihanlarla dolu çalkantılı yolculuğunda insanın ancak sağlam bir iman, selim bir akıl ve diri bir vicdanla istikametini koruyabileceğini hatırlatmaktadır. Aklını ve kalbini vahyin rehberliğine teslim eden kimse, Allah'ın izniyle dünya fırtınaları karşısında sarsılmaz. Nefsinin arzularının peşinden giden ise, çoğu zaman bu dalgalar arasında yönünü kaybeder.
 
Dünyayı tek başımıza kurtarmak bizim vazifemiz olmayabilir; fakat kendimizi muhafaza etmek, hakkı güzel bir üslupla anlatmak, iyiliğe davet etmek ve hakikatin şahitliğini yapmak hepimizin sorumluluğudur. Bize düşen; insanların alkışını değil, Allah Teâlâ'nın rızasını aramak, geçici hazların peşinde değil, ebedî kurtuluşun yolunda yürümektir.
 
Allah Teâlâ bizleri; boş sözlerden uzak duran, hakkı sabır ve hikmetle anlatan, ömrünü faydalı ilim ve salih amellerle değerlendiren, dünya meşguliyetleri içinde ahiretini unutmayan kullarından eylesin.
 
Âmin.

 

Hazırlayan

Fakir Kardeşiniz

Yaşar Akkaş

 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Esmaül Hüsna (Arapça- Türkçe) دُعٰٓاءُ اَسْمٰٓاءُ الْحُسْنٰى

Devri Alâ Duası حزب الدَّورُ الأَعلَى (حِزْبُ الوِقَايَةِ)

Kayıp Bulma Duaları