Kayıtlar

Yolumuz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yolumuz Allah Yoludur!

Yolumuz Allah Yoludur!   Yolumuz Allah yoludur, Kalbimiz iman doludur, Bu canımız kurban olsun, Yolumuz Allah yoludur…   Allah Allah diye diye, Vardık aşkın dergâhına, Secde secde açılırız, Rahmetinin kapısına…   Dillerimiz zikir söyler, Gözlerimiz yaşlar eyler, Hak yolunda yürüyenler Nur içinde ömür sürer…   Fanî dünya bir gölgedir, Hak yolcusu hep diridir, Kalbi iman ile dolan, İki cihanda azizdir…   Dilimizde Hakka dua, Gönlümüzde aşk-ı Hüda, Şuur varsa müminlerde Dertler bile olur sefa…   Sevgi dolar gönüllere, Rahmet yağar ruhlara, Allah için atan kalpler Şifa olur mü’minlere…   Dünya fanî, ömür kısa, Kul bağlanmaz mala mülke, İman ile yaşayanlar Kavuşurlar sonsuz mülke…   Birliğimiz daim olsun, Ruhumuza Kur’an dolsun, Allah aşkı gönüllerde, Ebedî bir nurla coşsun…   Yaşar Akkaş – Sultanbeyli – 24. 05. 2026

Yolumuzun Esası Üç Şeydir

Yolumuzun Esası Üç Şeydir   Sehl bin Abdullah Tüsteri Rahmetullahi Aleyh Buyuruyor ki: “Yolumuzun esası üç şeydir: 1- Helâl yemek, 2- Ahlâk ve amelde Rasûl Aleyhisselama uymak, 3- Her işi, yalnız Allah Teâlâ rızası için yapmaktır.”

Yolumuzun Esâsı Nefsi Terbiye Etmektir

Yolumuzun Esâsı Nefsi Terbiye Etmektir. Kendilerine “Silsile-i aliyye” denilen büyük âlim ve velîlerin beşincisi olan Sultân-ül-Ârifîn Bâyezîd-i Bistâmî (rahmetullahi Teâlâ’ aleyh) hazretlerine bir gün bir kimse gelip; “Efendim! Ben otuz senedir, gündüzleri oruç tutup, geceleri namaz kılıyorum. Ama kendimde hiç bir ilerleme göremiyorum. Hâlbuki îtikâdım da düzgündür.” dedi. Sultân-ül-Ârifîn; “Sen bu hâlde üç yüz sene daha devâm etsen bir şeye kavuşamazsın. Çünkü nefs engelin var.” buyurdu. O kimse; “Efendim! Bunun bir çâresi yok mu?” diye sordu. Bâyezîd-i Bistâmî: “Var ama sen kabûl etmezsin.” buyurdu. O kimse ısrâr edip; “Aman efendim, lütfen bildiriniz ve beni talebeliğe kabûl ediniz. Ne emrederseniz yaparım.” dedi. Sultân-ül-Ârifîn buyurdular ki: “Öyle ise şimdi evine git. Bu kıymetli elbiseleri çıkarıp, âdî ve eski bir elbise giy. Boynuna bir torba asıp içine ceviz doldur. Seni en iyi tanıyanların bulundukları sokağa git. Çocukları başına topla; “Bana bi...

Yolumuzdaki Engeller…

Yolumuzdaki Engeller… Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacak? Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu. Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı. Kese altın doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde. "Bu altınlar kayayı yoldan kaldıran kişiye aittir" diyordu kral. Köylü, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı. Alınacak Dersler: Her engel, yaşa...