Mahşer Meydanının Dehşeti ve Büyük Bekleyiş

Mahşer Meydanının Dehşeti ve Büyük Bekleyiş
 
Mahşer gününün dehşetli bekleyişinde bütün peygamberlerin acziyet arz ettiği şefaat makamında, Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in Makâm-ı Mahmûd’a yükselerek tüm insanlığı hesaba kavuşturma hadisesi.
İnsanlık tarihinin en çetin ve kaçınılmaz günü olan kıyamet günü, mahlûkatın tamamı için tarifsiz bir acziyet sahnesidir. Sahih hadîs-i şerîflerde tafsilatıyla buyurulduğu üzere, Allâh Teâlâ o gün gelmiş ve gelecek bütün insanları düz, pürüzsüz ve alabildiğine geniş bir alanda (Arasat meydanında) toplayacaktır.
 
O öyle bir meydandır ki:
 
Mutlak Görüş:
Yukarıdan bakan bir kimse, milyarlarca insanın tamamını tek bir bakışta görebilecek,
 
Mutlak Duyuş:
Seslenen bir kimse, en uçtaki insana dahi sesini hiçbir engel olmadan ulaştırabilecektir.
 
O dehşetli günde güneş, insanların tepelerine adeta bir mızrak boyu yaklaşacak, hararetin ve kalabalığın şiddetinden insanlar tâkat getiremeyecekleri, dayanamayacakları cinsten muazzam bir sıkıntıya ve darlığa dûçâr olacaklardır. Zamanın durduğu bu korkunç bekleyiş esnasında çaresiz kalan insanoğlu, “İçinde olduğumuz bu bitmek bilmeyen azaptan ve bekleyişten kurtulmak için Rabb’imiz katında bize aracı olacak, şefaat edecek ulu bir kimse arayalım!” diye feryat edeceklerdir.
 
Peygamberlerin Mazareti ve Büyük Yönlendirme
Kurtuluş ümidiyle harekete geçen her ümmet, kendi peygamberinin etrafında bir bayrak gibi toplanarak şefaat talebinde bulunacaktır. İnsanlık sırasıyla ulû'l-azm peygamberlerin kapısını çalacaktır:
-Hazret-i Âdem Aleyhisselâm,
-Hazret-i Nûh Aleyhisselâm,
-Hazret-i İbrahim Aleyhisselâm,
-Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm ve
-Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm Hazretlerine giderek, "Ey Allâh’ın aziz Peygamberi, ne olur halimizi görüyorsun, bize şefaat et!" diyeceklerdir.
 
Ancak o günün celâlinden ve heybetinden titreyen her bir peygamber, dünyadaki bir zellesini, durumunu veya mazeretini arz ederek büyük bir mahviyetle şefaat yetkisinin kendisinde olmadığını söyleyecek ve insanlığı bir sonraki peygambere yönlendirecektir. İnsanlık kapı kapı dolaşarak adeta çaresizliğin zirvesini yaşayacaktır.
 
"Ene Lehâ" (Bu Makam Benimdir): Son Kapı ve İlâhi Divan
Bütün beşeriyet, çaresizlik içinde en son durak ve ümit kapısı olarak Peygamber Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallâhü Aleyhi ve Sellem’e gelecektir. O'nun huzurunda diz çökerek şöyle iltica edeceklerdir:
 
“Yâ Muhammed Sallallahü Aleyhi ve Sellem! Sen Allâh’ın şanlı Rasûlü, peygamberlerin sonuncusu (Hâtemü'l-Enbiyâ) bulunmaktasın. Allâh Teâlâ, senin geçmiş ve gelecek bütün günahlarını bağışlamış, seni asfiyanın zirvesi kılmıştır. Bizim şu an ne dehşetli bir hâlde olduğumuzu görüyorsun. Ne olur bizim için Rabb’inin yüce huzurunda şefaat ediver de hesap başlasın!”
 
Bu ümmetler üstü feryada kayıtsız kalmayan Rahmet Peygamberi Sallallahü Aleyhi ve Sellem, "Ene lehâ, ene lehâ!" (Ben bu şefaat makamı için buradayım, bu iş bana aittir!) buyurarak mahşer meydanında toplanan tüm insanlar adına şefaat ve niyazda bulunmak için Arş-ı Alâ'nın altına, İlahî divana varacaktır. Orada Rabbine, kendisine o ana kadar hiç öğretilmemiş olan en hususi hamd ve senalarla secdeye kapanıp niyazda bulunacaktır.
 
Makâm-ı Mahmûd ve Beşeriyetin Ebedi Şükranı
Sevgili Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem'in bu ihlâslı secdesi ve yalvarışı üzerine Allâh Teâlâ, ona Kur'an-ı Kerim'de de müjdelenen ebedi ve en yüce makam olan Makâm-ı Mahmûd’u (Övgüye Lâyık Makam) ihsan edecek, başını secdeden kaldırmasını buyurarak onun bu ulu niyazını ve şefaatini kabul edecektir.
 
Büyük lügat ve hadis alimi İbn-i Esîr, ölümsüz eseri ‘en-Nihâye’ isimli kitabında bu makamın büyüklüğünü ve mahiyetini şu sarsıcı cümlelerle izah etmiştir:
 
“Bu makam, o kadar azametli ve yüce bir makamdır ki; orada sadece Müslümanlar değil, gelmiş geçmiş bütün ümmetler ve tüm beşeriyet, enbiyânın serveri ve sultanı olan Peygamberimizin Sallallahü Aleyhi ve Sellem o umumi şefaati (Şefaat-i Uzmâ) sayesinde hesap meydanına çekilerek uzun, yakıcı ve zorlayıcı bir bekleyiş azabından kurtulurlar.”
 
Velhâsıl; O çetin günde, adalet terazisinin kurulması ve hesabın hızlıca görülerek o dehşetli bekleyişin nihayete ermesi, Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in hürmetine olacaktır. Bu vesileyle sadece kendi ümmeti değil, tüm mahşer halkı ve insanlık alemi, uğradıkları bu devasa iyilik karşısında ebedi bir minnettarlıkla Rasûlullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem’e şükranlarını ve salâtü selâmlarını arz edeceklerdir.
Rabbim bizleri O Şanlı Nebi'nin şefaat-i uzmasına nail eylesin.
 
Kaynak: Ahmet KINA

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Esmaül Hüsna (Arapça- Türkçe) دُعٰٓاءُ اَسْمٰٓاءُ الْحُسْنٰى

Devri Alâ Duası حزب الدَّورُ الأَعلَى (حِزْبُ الوِقَايَةِ)

Kayıp Bulma Duaları